TEKMED
Menu
  • Ana Sayfa
  • Haber
  • News
  • Duyuru
  • Projeler
  • Etkinlik
  • Dökümanlar
  • Trainers
  • Training
TEKMED
  • Ana Sayfa
  • Haber
  • News
  • Duyuru
  • Projeler
  • Etkinlik
  • Dökümanlar
  • Trainers
  • Training
Etkinlik, Haber

DEĞİŞİM İÇİN İNANÇ PROJESİ HUKUKSAL BOYUT

posted by Müslim KAÇMAZ
Kas 5, 2026 36 0 0
Share
DEĞİŞİM İÇİN İNANÇ PROJESİ HUKUKSAL BOYUT

DEĞİŞİM İÇİN İNANÇ: KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ERKEK DİNİ LİDERLERİN KATILIMI PROJESİ

HUKUK

  1. GİRİŞ

Kadına yönelik şiddet, bireyin yaşam hakkı, maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği ile eşitlik ilkesi başta olmak üzere temel hak ve özgürlükleri doğrudan ihlal eden, aynı zamanda toplumsal barışı ve kamu düzenini olumsuz etkileyen önemli bir insan hakları ihlalidir. Kadına yönelik şiddet yalnızca bireysel bir sorun olarak değerlendirilemez; toplumsal, kültürel, ekonomik ve hukuki boyutları bulunan çok yönlü bir olgudur. Bu nedenle şiddetle mücadele, yalnızca şiddet fiilinin gerçekleşmesinden sonra uygulanacak yaptırımlarla sınırlı olmayıp şiddetin önlenmesini, mağdurların korunmasını, faillerin hukuki sorumluluğunun sağlanmasını ve toplumsal farkındalığın geliştirilmesini de kapsamalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesi ve 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, kadına yönelik şiddetle mücadelenin anayasal temelini oluşturmaktadır. Bunun yanında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurlarının korunmasına yönelik önleyici ve koruyucu tedbirleri düzenlemektedir. Türk Ceza Kanunu kapsamında ise şiddet oluşturan fiilin niteliğine göre kasten yaralama, tehdit, hakaret, cinsel saldırı, eziyet ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi suçlar bakımından cezai sorumluluk gündeme gelebilmektedir.

Kadına yönelik şiddetle etkin mücadele edilebilmesi, hukuki düzenlemelerin uygulanmasının yanı sıra toplumun farklı kesimlerinin sürece katılımını da gerekli kılmaktadır. Bu noktada dinî liderler, toplumla kurdukları iletişim, sahip oldukları sosyal etki ve geniş kitlelere ulaşabilme imkânları nedeniyle önemli bir konumda bulunmaktadır. Dinî değerlerin insan onuru, adalet, merhamet, eşitlik ve şiddetin reddi çerçevesinde ele alınması; kadına yönelik şiddetin meşrulaştırılmasına zemin hazırlayan yanlış inanış ve toplumsal kabullerin sorgulanmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte dinî liderlerin bu süreçteki rolü, hukuki mercilerin görev ve yetkilerinin yerine geçmek değil, şiddetin önlenmesine yönelik toplumsal farkındalığı artırmak ve ihtiyaç hâlinde şiddet mağdurlarını yetkili kurum ve kuruluşlara yönlendirmektir.

Tokat Ekonomik Kalkınma ve Mesleki Eğitim Derneği (TEKMED) tarafından yürütülen “Değişim İçin İnanç: Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Erkek Dinî Liderlerin Katılımı Projesi”, kadına yönelik şiddetin önlenmesinde erkek dinî liderlerin etkin katılımını sağlamayı ve toplumsal farkındalığı güçlendirmeyi amaçlayan önemli bir çalışma niteliğindedir. Bu çalışma kapsamında kadına yönelik şiddetin hukuki boyutunun ortaya konulması, ilgili mevzuatın değerlendirilmesi, şiddet mağdurlarının sahip olduğu hakların açıklanması ve erkek dinî liderlerin şiddetle mücadelede üstlenebilecekleri toplumsal sorumlulukların ele alınması hedeflenmektedir.

Bu doğrultuda çalışmanın temel amacı, kadına yönelik şiddetin yalnızca ahlaki veya toplumsal bir mesele olmadığını, aynı zamanda temel hak ve özgürlükleri ihlal eden ve hukuki sonuçlar doğuran bir eylem olduğunu ortaya koymak; erkek dinî liderlerin hukuki çerçeveyi doğru biçimde kavramalarına ve şiddetin önlenmesine yönelik bilinçli bir tutum geliştirmelerine katkı sağlamaktır.

  • ÇALIŞMANIN AMACI

Bu çalışmanın amacı, kadına yönelik şiddetin Türk hukukundaki yerini, hukuki dayanaklarını ve şiddetle mücadele kapsamında öngörülen koruyucu ve önleyici mekanizmaları ortaya koymaktır. Bu kapsamda başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu olmak üzere ilgili mevzuat çerçevesinde kadına yönelik şiddetin hukuki sonuçlarının açıklanması ve şiddet mağdurlarının sahip olduğu haklar konusunda bilgilendirme yapılması hedeflenmektedir.

Çalışmanın bir diğer amacı, erkek dinî liderlerin kadına yönelik şiddetle mücadelede üstlenebilecekleri toplumsal sorumluluklara dikkat çekmek ve bu kişilerin hukuki düzenlemeler konusunda farkındalık kazanmalarını sağlamaktır. Dinî liderlerin toplumsal konumları ve toplum üzerindeki etkileri dikkate alındığında, şiddeti meşrulaştıran söylemlerin önlenmesi, kadın-erkek eşitliğinin desteklenmesi, aile içi şiddetin normalleştirilmesine karşı bilinç oluşturulması ve şiddet mağdurlarının doğru kurumlara yönlendirilmesi bakımından önemli katkılar sunabilecekleri değerlendirilmektedir.

Bu doğrultuda çalışma ile erkek dinî liderlerin kadına yönelik şiddeti yalnızca aile içi veya özel bir mesele olarak değil, temel hak ve özgürlükleri ihlal eden ve hukuki sonuçlar doğuran bir olgu olarak değerlendirmelerine katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Ayrıca şiddet mağdurlarının başvurabilecekleri adli ve idari mercilerin, yararlanabilecekleri koruyucu ve önleyici tedbirlerin ve sahip oldukları yasal hakların tanıtılması suretiyle şiddetle mücadelede doğru bilginin yaygınlaştırılması hedeflenmektedir.

Sonuç olarak bu çalışma, hukuki bilginin toplumsal farkındalıkla birleştirilmesini, erkek dinî liderlerin şiddetin önlenmesine yönelik bilinçli ve duyarlı bir yaklaşım geliştirmelerini ve kadınların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik toplumsal mücadeleye destek vermelerini amaçlamaktadır.

  • ÇALIŞMANIN KAPSAMI

Bu çalışma, kadına yönelik şiddetin hukuki boyutunu, şiddetle mücadelede başvurulabilecek yasal mekanizmaları ve erkek dinî liderlerin bu süreçte üstlenebilecekleri toplumsal sorumlulukları kapsamaktadır. Çalışma çerçevesinde öncelikle kadına yönelik şiddet kavramı, şiddetin türleri ve hukuki açıdan değerlendirilmesi ele alınmaktadır. Fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddet ile ısrarlı takip gibi şiddet biçimleri açıklanarak bu eylemlerin bireylerin temel hak ve özgürlükleri üzerindeki etkilerine değinilmektedir.

Çalışmanın hukuki boyutunda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın eşitlik ve kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına ilişkin hükümleri, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında düzenlenen ilgili suç tipleri incelenmektedir. Bu kapsamda şiddet mağdurlarının sahip olduğu haklar, başvurabilecekleri adli ve idari merciler, koruyucu ve önleyici tedbir kararları, tedbirlerin uygulanması ve ihlal edilmesinin hukuki sonuçları açıklanmaktadır.

Ayrıca şiddet mağdurlarının başvurabilecekleri kolluk birimleri, Cumhuriyet başsavcılıkları, aile mahkemeleri, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) ve diğer ilgili kurumların görev ve işlevlerine yer verilmektedir. Böylece şiddete maruz kalan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların hangi yollarla hukuki korumadan yararlanabilecekleri konusunda bilgilendirilmesi hedeflenmektedir.

Çalışmanın önemli bir bölümünü ise erkek dinî liderlerin kadına yönelik şiddetle mücadeledeki rolü oluşturmaktadır. Bu kapsamda dinî liderlerin toplumsal farkındalık oluşturma, şiddeti meşrulaştıran yanlış inanış ve söylemlerin önüne geçme, kadınların temel hak ve özgürlüklerini destekleme ve şiddet mağdurlarını yetkili kurumlara yönlendirme konularındaki katkıları değerlendirilmektedir. Bununla birlikte dinî liderlerin hukuki mercilerin görev ve yetkilerini üstlenmedikleri, ancak toplumsal bilinçlenme ve mağdurların destek mekanizmalarına erişimi bakımından önemli bir işlev görebilecekleri vurgulanmaktadır.

Sonuç olarak çalışma, kadına yönelik şiddetle mücadelenin hukuki, toplumsal ve kurumsal boyutlarını bir bütün olarak ele almakta; erkek dinî liderlerin hukuki bilgi ve toplumsal farkındalık temelinde bu mücadeleye etkin biçimde katılmalarına yönelik bilgilendirme ve değerlendirmeleri kapsamaktadır.

  • KADINA YÖNELİK ŞİDEETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI MEVZUAT

Kadına yönelik şiddetle mücadele, yalnızca ulusal hukuk sistemlerinin değil, uluslararası insan hakları hukukunun da temel konularından biridir. Kadınların şiddetten uzak, eşit ve özgür bir yaşam sürme hakkının güvence altına alınması amacıyla Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve diğer uluslararası kuruluşlar tarafından çeşitli sözleşmeler, bildirgeler ve politika belgeleri kabul edilmiştir. Bu düzenlemeler, devletlere kadına yönelik şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurlarının korunması, faillerin etkili biçimde soruşturulması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması konularında yükümlülükler getiren uluslararası hukuki çerçeveyi oluşturmaktadır.

Uluslararası mevzuat bakımından kadına yönelik şiddetle mücadelede temel dayanaklardan biri, 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’dir. Beyanname’nin 1. maddesinde bütün insanların özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğduğu; 2. maddesinde ayrımcılık yasağı; 3. maddesinde ise yaşama, özgürlük ve kişi güvenliği hakkı düzenlenmiştir. Her ne kadar Beyanname doğrudan kadına yönelik şiddete ilişkin özel hükümler içermese de ortaya koyduğu eşitlik, insan onuru ve güvenlik ilkeleri, şiddetle mücadelenin uluslararası insan hakları temelini oluşturmaktadır.

Kadınlara yönelik ayrımcılığın ortadan kaldırılması bakımından en önemli uluslararası sözleşmelerden biri, 1979 tarihli Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’dir (CEDAW). Sözleşme, kadınlara karşı ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını ve kadınların medeni, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan erkeklerle eşit biçimde yararlanmasını amaçlamaktadır. CEDAW’ın 2. maddesi, taraf devletlere kadınlara karşı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alma yükümlülüğü yüklemektedir. Sözleşme’nin 5. maddesi ise kadın ve erkeklere ilişkin kalıplaşmış toplumsal rollerin ve önyargıların ortadan kaldırılmasına yönelik tedbirleri düzenlemektedir. Bu yönüyle CEDAW, kadına yönelik şiddetin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan ayrımcı toplumsal yapıların dönüştürülmesi bakımından önem taşımaktadır.

CEDAW’ın kendisinde kadına yönelik şiddet konusunda açık ve kapsamlı bir düzenleme bulunmamakla birlikte, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi tarafından kabul edilen 19 ve 35 sayılı Genel Tavsiyeler, kadına yönelik şiddetin ayrımcılığın bir biçimi olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle 35 sayılı Genel Tavsiye, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması, etkili soruşturma yürütülmesi ve faillerin sorumlu tutulması konularında devletlerin yükümlülüklerini açıklamaktadır.

Uluslararası alandaki bir diğer önemli belge, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1993 yılında kabul edilen Kadınlara Karşı Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirgedir. Bildirge, kadına yönelik şiddeti kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar veren ya da bu tür zararlarla sonuçlanması muhtemel olan, kamusal veya özel alanda gerçekleşen toplumsal cinsiyete dayalı şiddet eylemleri olarak tanımlamaktadır. Ayrıca devletlerin kadına yönelik şiddeti önlemek, soruşturmak ve cezalandırmak için gerekli hukuki ve idari tedbirleri alması gerektiğini vurgulamaktadır.

Avrupa insan hakları hukukunda önemli bir yere sahip olan 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) de kadına yönelik şiddetle mücadelenin hukuki dayanakları arasında yer almaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme’nin 2. maddesi yaşam hakkını, 3. maddesi işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağını, 8. maddesi özel ve aile hayatına saygı hakkını, 14. maddesi ise Sözleşme ‘de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanırken ayrımcılık yasağını güvence altına almaktadır. Bu hükümler çerçevesinde devletin yalnızca kamu görevlilerinin gerçekleştirdiği ihlallerden kaçınması yeterli olmayıp kişileri özel kişilerden kaynaklanan ciddi şiddet risklerine karşı korumaya yönelik gerekli ve makul tedbirleri alması da önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı, aile içi şiddet vakalarında devletin etkili koruma ve soruşturma yükümlülüklerinin değerlendirilmesinde önemli bir hukuki kaynak oluşturmaktadır.

Birleşmiş Milletler tarafından 1966 yılında kabul edilen ve Türkiye’nin de taraf olduğu Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, kadınların temel hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından önem taşımaktadır. Sözleşme’nin 2. ve 3. maddeleri, cinsiyete dayalı ayrımcılık yapılmaksızın haklardan yararlanılmasını ve kadınlarla erkeklerin eşit haklara sahip olmasını güvence altına almaktadır. Sözleşme’nin 7. maddesi işkence ile insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağını düzenlemekte; 26. maddesi ise kanun önünde eşitlik ve ayrımcılığa karşı eşit korunma ilkesini güvence altına almaktadır. Bu hükümler, kadına yönelik fiziksel ve psikolojik şiddetin önlenmesi ile kadınların hukuki korumadan eşit biçimde yararlanması bakımından önemlidir.

Bunun yanında, 1966 tarihli Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme de kadına yönelik şiddetle mücadelenin sosyal ve ekonomik boyutuyla bağlantılıdır. Sözleşme’nin 2. ve 3. maddeleri, sözleşmede tanınan haklardan kadın ve erkeklerin eşit biçimde yararlanmasını ve cinsiyete dayalı ayrımcılığın önlenmesini öngörmektedir. Kadınların eğitim, çalışma, sağlık ve sosyal güvenlik haklarından eşit biçimde yararlanması, ekonomik bağımlılığın ve toplumsal eşitsizliklerin azaltılması bakımından önem taşımaktadır.

Uluslararası alanda kadına yönelik şiddetle mücadeleye yön veren önemli politika belgelerinden biri de 1995 yılında kabul edilen Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu’dur. Bu belge, kadınların güçlendirilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması amacıyla uluslararası düzeyde hedefler ve stratejiler ortaya koymuştur. Kadına yönelik şiddet, Eylem Platformu’nda özel bir çalışma alanı olarak ele alınmış; şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması, hukuki mekanizmaların güçlendirilmesi ve erkeklerin eşitlik çalışmalarına katılımı üzerinde durulmuştur. Pekin Eylem Platformu bir uluslararası sözleşme niteliğinde olmayıp devletlere yol gösteren bir politika ve eylem belgesidir.

Sonuç olarak uluslararası mevzuat ve politika belgeleri, kadına yönelik şiddetin önlenmesinde devletlerin hukuki, idari ve toplumsal sorumluluklarını ortaya koymaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, Anayasa’nın 90. maddesi çerçevesinde iç hukuk bakımından da önem taşımaktadır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde kadına yönelik şiddetle mücadelenin yalnızca cezalandırma mekanizmalarından ibaret olmadığı; eşitliğin sağlanması, ayrımcı tutumların ortadan kaldırılması, mağdurların korunması ve toplumsal farkındalığın geliştirilmesini de gerektirdiği görülmektedir. Bu bağlamda erkek dinî liderlerin şiddeti meşrulaştıran söylemlerden kaçınmaları, insan onuru ve eşitlik ilkelerini destekleyen bir yaklaşım benimsemeleri ve şiddet mağdurlarının ilgili kurumlara erişimini teşvik etmeleri, toplumsal mücadeleye sağlayabilecekleri katkılar arasında yer almaktadır.

Hukuki açıdan önemli bir ayrım: Uluslararası belgelerin tamamı aynı hukuki niteliğe sahip değildir. CEDAW, AİHS ve Türkiye’nin taraf olduğu diğer uluslararası sözleşmeler bağlayıcı nitelikteyken İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Pekin Eylem Platformu aynı anlamda birer bağlayıcı sözleşme değildir.

  • KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSAL MEVZUAT

Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadele, başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olmak üzere çeşitli kanunlar ve ikincil mevzuat hükümleriyle güvence altına alınmıştır. Ulusal mevzuatın temel amacı; kadınların yaşam hakkını, vücut bütünlüğünü, kişi özgürlüğünü, maddi ve manevi varlığını korumak, şiddetin önlenmesini sağlamak ve şiddete maruz kalan kişilerin etkili hukuki koruma mekanizmalarına erişimini temin etmektir. Bu kapsamda devletin sorumluluğu yalnızca şiddet eylemlerini cezalandırmakla sınırlı olmayıp şiddet riskinin önlenmesini, mağdurların korunmasını ve şiddetle mücadeleye yönelik kurumsal mekanizmaların işletilmesini de içermektedir.

5.1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, kadına yönelik şiddetle mücadelenin en temel hukuki dayanağını oluşturmaktadır. Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesi uyarınca herkes dil, ırk, renk, cinsiyet ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Aynı maddede kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu ve devletin bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlamakla yükümlü bulunduğu açıkça belirtilmiştir.

Anayasa’nın 17. maddesi, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu düzenlemektedir. Bu hüküm, kadına yönelik fiziksel ve psikolojik şiddetin önlenmesi bakımından doğrudan önem taşımaktadır. Anayasa’nın 19. maddesinde kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, 20. maddesinde özel hayatın ve aile hayatının gizliliği ve korunması, 41. maddesinde ise ailenin korunması ve çocuk hakları düzenlenmiştir. Özellikle 41. maddede devletin ailenin huzur ve refahı ile anne ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri alacağı hüküm altına alınmıştır.

Anayasa’nın 90. maddesi de uluslararası insan hakları sözleşmelerinin iç hukuktaki konumu bakımından önemlidir. Bu madde uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınmaktadır. Dolayısıyla Anayasa, kadına yönelik şiddetle mücadelenin hem ulusal hem de uluslararası hukuki temelini oluşturan başlıca düzenlemedir.

5.2. 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun

Kadına yönelik şiddetle mücadelede Türkiye’deki en önemli özel kanuni düzenleme, 8 Mart 2012 tarihinde kabul edilen 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’dur. Kanun’un temel amacı, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurlarının korunması ile bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesidir. Kanun, yalnızca fiziksel şiddeti değil, psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddeti de kapsayan geniş bir koruma yaklaşımı benimsemektedir.

6284 sayılı Kanun kapsamında şiddet mağdurlarının korunması amacıyla mülki amirler ve hâkimler tarafından çeşitli koruyucu tedbir kararları verilebilmektedir. Mülki amir tarafından verilebilecek tedbirler arasında uygun barınma yeri sağlanması, geçici maddi yardım yapılması, psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti sunulması, hayati tehlike bulunması hâlinde geçici koruma altına alınma ve gerekli durumlarda çocuklara kreş imkânı sağlanması bulunmaktadır. Hâkim tarafından verilebilecek koruyucu tedbirler arasında ise iş yerinin değiştirilmesi, ayrı yerleşim yeri belirlenmesi, aile konutu şerhi konulması ve gerekli şartların bulunması hâlinde kimlik ve diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi yer almaktadır.

Kanun’un 5. maddesinde şiddet uygulayan veya uygulama ihtimali bulunan kişiler hakkında alınabilecek önleyici tedbirler düzenlenmiştir. Bu kapsamda şiddet uygulayan kişinin mağdura yönelik tehdit, hakaret, aşağılama veya küçük düşürücü davranışlarda bulunmaması, müşterek konuttan uzaklaştırılması, korunan kişiye ve gerektiğinde yakınlarına yaklaşmaması, iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi ve silahını kolluk görevlilerine teslim etmesi gibi tedbirlere karar verilebilmektedir. Tedbir kararlarının ihlal edilmesi hâlinde ise Kanun’un 13. maddesi uyarınca hâkim tarafından üç günden on güne kadar zorlama hapsine karar verilebilmekte, ihlalin tekrarı hâlinde bu süre on beş günden otuz güne kadar belirlenebilmektedir. Zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.

6284 sayılı Kanun’un önemli özelliklerinden biri, koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin gerçekleşmiş olmasının zorunlu olmamasıdır. Şiddet tehlikesinin bulunması hâlinde de gerekli koruyucu tedbirler alınabilmektedir. Ayrıca koruyucu tedbir kararı verilmesi için şiddetin uygulandığına ilişkin delil veya belge aranmaz. Bu düzenlemeyle şiddet mağdurlarının uzun süren yargılama süreçlerini beklemeden korunması ve şiddetin meydana gelmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Kanun, şiddetle mücadelede hızlı, etkili ve önleyici bir hukuki koruma sistemi oluşturmaktadır.

5.3. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, kadına yönelik şiddet oluşturan eylemlerin suç olarak tanımlanması ve bu eylemleri gerçekleştiren kişilerin cezai sorumluluklarının belirlenmesi bakımından temel hukuki düzenlemelerden biridir. Türk Ceza Kanunu’nda kadına yönelik şiddet adı altında tek bir suç tipi düzenlenmemiş olmakla birlikte, şiddetin niteliğine ve gerçekleşme biçimine göre farklı suç hükümleri uygulanmaktadır.

Bu kapsamda kasten yaralama suçu Kanun’un 86. maddesinde düzenlenmiştir. Bir kimsenin vücuduna acı verilmesi veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olunması bu suçun oluşmasına yol açabilmektedir. Tehdit suçu 106. maddede, hakaret suçu 125. maddede, cinsel saldırı suçu 102. maddede, cinsel taciz suçu 105. maddede, eziyet suçu 96. maddede ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu 109. maddede düzenlenmiştir. Ayrıca 123/A maddesinde ısrarlı takip bağımsız bir suç olarak tanımlanmış olup bu düzenleme, özellikle mağdurların sürekli takip edilmesi ve rahatsız edilmesine karşı ceza hukuku kapsamında koruma sağlamaktadır.

Türk Ceza Kanunu’nun bazı hükümlerinde suçun eşe veya belirli aile bireylerine karşı işlenmesi, suçun niteliğine göre daha ağır cezai sonuçlara neden olabilmektedir. Örneğin kasten yaralama suçunun eşe karşı işlenmesi, 86. maddede öngörülen nitelikli hâller kapsamında değerlendirilir. Bununla birlikte her şiddet olayının hukuki niteliği, olayın özellikleri, failin kastı, meydana gelen netice ve kanuni unsurlar dikkate alınarak ayrı ayrı belirlenmelidir.

Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesinde insanlığa karşı suçlar kapsamında cinsiyetin de ayrımcılık nedeni olarak düzenlenmesi, 122. maddesinde ise nefret ve ayrımcılık suçu bakımından cinsiyete dayalı ayrımcılığın belirli koşullarda cezai yaptırıma bağlanması önem taşımaktadır. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde Türk Ceza Kanunu’nun kadına yönelik şiddetle mücadelede hem bireyin vücut bütünlüğünü ve özgürlüğünü koruyan hem de belirli ayrımcı eylemleri yaptırıma bağlayan bir işlev üstlendiği görülmektedir.

5.4. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, aile hukukuna ilişkin düzenlemeleri aracılığıyla kadına yönelik şiddetle mücadelenin özel hukuk boyutunu oluşturmaktadır. Kanun’un 185. maddesinde eşlerin evlilik birliğinin mutluluğunu birlikte sağlamak, çocukların bakım ve eğitimine beraberce özen göstermek, birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmakla yükümlü oldukları düzenlenmiştir. Bu hükümler, evlilik ilişkisinin eşitlik, karşılıklı saygı ve dayanışma esaslarına dayanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Kanun’un 162. maddesinde eşlerden birinin diğerinin hayatına kastetmesi, pek kötü davranışta bulunması veya ağır derecede onur kırıcı davranışta bulunması özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir. Ayrıca 166. maddede evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma imkânı öngörülmüştür. Bunun yanında 197. madde uyarınca ortak hayat sebebiyle eşlerden birinin kişiliği, ekonomik güvenliği veya aile huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğünde ayrı yaşama hakkı bulunmaktadır. Hâkim, gerekli koşulların bulunması hâlinde eşlerin barınması, geçimi ve çocuklarla ilişkileri konusunda uygun önlemleri alabilmektedir. Bu düzenlemeler, şiddete maruz kalan kadınların aile hukukundan kaynaklanan haklarının korunması bakımından önem taşımaktadır.

5.5. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, kadına yönelik şiddet oluşturan suçların soruşturulması ve kovuşturulmasına ilişkin usul kurallarını düzenlemektedir. Kanun kapsamında şiddet mağdurlarının suçtan zarar gören sıfatıyla ceza muhakemesi sürecine katılmaları, delillerin toplanmasını talep etmeleri, kanunda öngörülen koşullarda vekil görevlendirilmesinden yararlanmaları ve sahip oldukları diğer usuli hakları kullanmaları mümkündür.

Ceza muhakemesi sürecinde mağdurun beyanının alınması, delillerin değerlendirilmesi, gerekli koruma tedbirlerinin uygulanması ve mağdurun ikincil örselenmeye maruz bırakılmaması önem taşımaktadır. Özellikle cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda mağdurun özel hayatının ve kişisel bilgilerinin korunması, yargılama sürecinin hassasiyetle yürütülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede Ceza Muhakemesi Kanunu, şiddet mağdurlarının adalete erişiminin sağlanması ve ceza yargılamasının hukuka uygun biçimde yürütülmesi bakımından önemli bir işlev üstlenmektedir.

6.6. 5393 Sayılı Belediye Kanunu

5393 sayılı Belediye Kanunu, kadına yönelik şiddetle mücadelede yerel yönetimlerin üstlenebileceği görev ve sorumlulukları düzenlemesi bakımından önemlidir. Kanun’un 14. maddesinde belediyelerin görev ve sorumlulukları arasında kadınlar ve çocuklar için konukevleri açılması da yer almaktadır. Nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyeler bakımından kadınlar ve çocuklar için konukevi açılması yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu düzenleme, şiddet nedeniyle yaşadığı ortamdan ayrılmak zorunda kalan kadınların güvenli barınma imkânına erişmesine katkı sağlamaktadır.

Belediyeler tarafından yürütülen sosyal destek, danışmanlık, rehberlik ve barınma hizmetleri, şiddet mağdurlarının yeniden toplumsal yaşama katılmalarını kolaylaştıran önemli yerel hizmetlerdir. Bu kapsamda yerel yönetimlerin ilgili kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içerisinde hareket etmesi, kadına yönelik şiddetle mücadelenin etkinliği açısından önem taşımaktadır.

5.7. 6284 Sayılı Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği

6284 sayılı Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği, Kanun kapsamında öngörülen koruyucu ve önleyici tedbirlerin hangi usul ve esaslara göre alınacağını ve uygulanacağını düzenlemektedir. Yönetmelikte mülki amirlerin, hâkimlerin, kolluk görevlilerinin ve ilgili kamu kurumlarının görev ve yetkilerine ilişkin ayrıntılara yer verilmiştir. Ayrıca şiddet mağdurlarının korunması, geçici koruma sağlanması, tedbir kararlarının uygulanması ve kurumlar arası koordinasyon konuları açıklanmıştır.

Yönetmelik, şiddet mağdurlarına yönelik hizmetlerin hızlı, etkili ve koordineli biçimde sunulmasını amaçlamaktadır. Bu yönüyle 6284 sayılı Kanun’un uygulamadaki işleyişini somutlaştırmakta ve şiddetle mücadelede görev alan kurumların sorumluluklarının belirlenmesine katkı sağlamaktadır.

Sonuç olarak Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin ulusal mevzuat, anayasal güvencelerden ceza hukuku yaptırımlarına, aile hukukundan koruyucu ve önleyici tedbirlere kadar geniş bir hukuki çerçeve oluşturmaktadır. Bu düzenlemeler, kadına yönelik şiddetin önlenmesinde yalnızca failin cezalandırılmasını değil, mağdurun korunmasını, haklarına erişimini ve şiddetin tekrarının engellenmesini de esas almaktadır. Erkek dinî liderlerin bu mevzuat hakkında bilgi sahibi olmaları, şiddetin hukuki niteliğinin doğru anlaşılması, mağdurların hakları konusunda bilgilendirilmesi ve gerekli durumlarda yetkili kurumlara yönlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır.

6.CİNSİYET EŞİTLİĞİNİN ANAYASAL TEMELİ

Cinsiyet eşitliği, hukuk devleti ve insan hakları anlayışının temel unsurlarından biri olup kadın ve erkeklerin hukuk düzeni karşısında eşit haklara ve fırsatlara sahip olmasını ifade etmektedir. Kadınların temel hak ve özgürlüklerden eşit biçimde yararlanması, ayrımcılığa maruz bırakılmaması ve toplumsal yaşamın her alanında eşit bireyler olarak kabul edilmesi, anayasal güvence altına alınmış temel bir ilkedir. Türkiye’de cinsiyet eşitliğinin anayasal dayanağını başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. maddesi oluşturmaktadır.

Anayasa’nın 10. maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu düzenlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında ise kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu açıkça belirtilmiş ve devletin bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlamakla yükümlü olduğu hüküm altına alınmıştır. Ayrıca kadın ve erkek eşitliğini sağlamak amacıyla alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacağı belirtilmiştir. Bu düzenleme, yalnızca hukuki metinlerde eşitliğin tanınmasını değil, eşitliğin fiilen gerçekleştirilmesi için devletin gerekli önlemleri almasını da öngörmektedir.

Anayasa’nın 17. maddesi, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu düzenlemektedir. Bu hak, kadınların fiziksel ve psikolojik bütünlüklerinin korunması ve şiddete maruz bırakılmamaları bakımından doğrudan önem taşımaktadır. Devlet, bireylerin yaşam hakkını ve vücut bütünlüğünü korumak amacıyla gerekli hukuki ve idari mekanizmaları oluşturmakla yükümlüdür. Bu kapsamda kadına yönelik şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurlarının korunması ve şiddet eylemlerinin etkili biçimde soruşturulması, anayasal güvencelerin hayata geçirilmesinin bir gereğidir.

Anayasa’nın 41. maddesinde aile, Türk toplumunun temeli olarak kabul edilmiş ve eşler arasında eşitliğe dayanacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme, aile ilişkisinin üstünlük ve tahakküm esasına değil, karşılıklı saygı, eşitlik ve dayanışma esaslarına dayanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla aile birliğinin korunması, aile içerisindeki bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesine gerekçe oluşturamaz. Aile içinde gerçekleşen şiddet eylemleri de hukuki koruma ve yaptırım mekanizmalarının kapsamındadır.

Anayasa’nın 11. maddesinde Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm gereğince cinsiyet eşitliği ilkesi yalnızca devletin düzenlemelerinde değil, kamu kurumlarının bütün işlem ve uygulamalarında da gözetilmesi gereken anayasal bir yükümlülüktür.

Sonuç olarak cinsiyet eşitliği, Türk hukukunda yalnızca toplumsal bir hedef değil, doğrudan Anayasa tarafından güvence altına alınmış temel bir hukuk ilkesidir. Kadına yönelik şiddetle mücadele de bu ilkenin doğal bir uzantısını oluşturmaktadır. Kadınların yaşam hakkının, vücut bütünlüğünün, özgürlüğünün ve insan onurunun korunması, eşitliğin gerçek anlamda sağlanabilmesi açısından zorunludur. Bu çerçevede erkek dinî liderlerin kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu yönündeki anayasal ilkeyi benimsemeleri, aile içi şiddeti meşrulaştıran söylemlerden kaçınmaları ve toplumsal yaşamda eşitlik bilincinin gelişmesine katkıda bulunmaları önem taşımaktadır.

6284 SAYILI AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN VE KADINLARIN HUKUKİ KORUNMA HAKLARI

7.1. 6284 Sayılı Kanun’un Amacı ve Kapsamı

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 8 Mart 2012 tarihinde kabul edilmiş ve 20 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun, kadına yönelik şiddetle mücadelede koruyucu ve önleyici tedbirleri düzenleyen temel özel kanuni düzenlemedir. Kanun’un amacı, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunmasını ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesini sağlamaktır.

Kanun’un 1. maddesi uyarınca koruma yalnızca fiziksel şiddete maruz kalan kişilerle sınırlı değildir. Şiddete uğrama tehlikesi bulunan kişiler de Kanun kapsamında koruma talep edebilir. Bu nedenle şiddetin gerçekleşmesini beklemek hukuki korumadan yararlanmak için zorunlu bir koşul değildir. Kanun, şiddetin meydana gelmesinden önce riskin ortadan kaldırılmasını ve şiddet mağdurunun güvenliğinin sağlanmasını esas alan önleyici bir yaklaşım benimsemektedir.

Kanun’un 2. maddesinde kadına yönelik şiddet; kadınlara yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı ayrımcılık ile kadının insan haklarının ihlaline yol açan ve Kanun’da şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlar şeklinde açıklanmıştır. Aynı maddede şiddet; fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik açıdan zarar veren veya zarar verme ihtimali bulunan hareketleri, tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî biçimde engellenmesini de kapsayacak şekilde tanımlanmıştır.

Bu düzenleme doğrultusunda fiziksel saldırıların yanı sıra hakaret, aşağılama, tehdit, ekonomik kaynaklardan yoksun bırakma, kişinin çalışma veya eğitim hayatının engellenmesi ve özgürlüğünün kısıtlanması gibi davranışlar da somut olayın özelliklerine göre şiddet kapsamında değerlendirilebilir.

7.2. Kanun Kapsamında Koruma Talep Edebilecek Kişiler

6284 sayılı Kanun’un 1. ve 2. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Kanun’un koruma alanının yalnızca evli kadınlarla veya aynı konutta yaşayan aile bireyleriyle sınırlı olmadığı görülmektedir. Kanun kapsamında;

  • Şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar,
  • Şiddetten etkilenen veya etkilenme tehlikesi bulunan çocuklar,
  • Aile bireyleri,
  • Aynı haneyi paylaşmasalar dahi aile veya hane mensupları arasında şiddete maruz kalan kişiler,
  • Tek taraflı ısrarlı takip mağdurları,

koruyucu ve önleyici tedbirlerden yararlanabilmektedir.

Dolayısıyla evlilik bağı bulunmayan kişiler arasında meydana gelen şiddet olayları ile boşanmış eşler veya ayrı yaşayan aile bireyleri arasındaki şiddet ve ısrarlı takip eylemleri de Kanun’un koruma kapsamına girebilir.

7.3. Koruyucu Tedbir Kararları

6284 sayılı Kanun, şiddet mağdurunun güvenliğinin sağlanması, temel ihtiyaçlarının karşılanması ve şiddetten uzak bir yaşam sürdürebilmesi amacıyla çeşitli koruyucu tedbirler öngörmektedir. Bu tedbirler, şiddet uygulayan kişinin cezalandırılmasından ziyade mağdurun korunmasına ve şiddet riskinin ortadan kaldırılmasına yöneliktir.

7.3.1. Mülki Amir Tarafından Verilebilecek Koruyucu Tedbirler (Madde 3)

Kanun’un 3. maddesi uyarınca mülki amir, yani vali veya kaymakam, şiddet mağdurunun korunması amacıyla aşağıdaki tedbirlere karar verebilir:

a) Barınma yeri sağlanması: Şiddet mağduruna ve gerekli görülmesi hâlinde beraberindeki çocuklarına uygun bir barınma yeri sağlanabilir. Bu tedbir, şiddet nedeniyle mevcut konutunda güvenli biçimde yaşaması mümkün olmayan kişilerin korunmasını amaçlamaktadır.

b) Geçici maddi yardım: Şiddet mağdurunun ekonomik ihtiyaçlarının karşılanabilmesi amacıyla geçici maddi yardım yapılmasına karar verilebilir. Böylece ekonomik bağımlılık nedeniyle şiddet ortamından ayrılamayan kişilerin desteklenmesi hedeflenmektedir.

c) Psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal danışmanlık: Şiddet mağduruna psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmetleri sunulabilir. Bu hizmetler, mağdurun yaşadığı olayın etkileriyle baş edebilmesine ve haklarına erişebilmesine katkı sağlar.

ç) Geçici koruma altına alınma: Hayati tehlikenin bulunması hâlinde mağdur, talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınabilir. Bu tedbir, kişinin yaşam ve beden bütünlüğünün korunması bakımından önem taşımaktadır.

d) Kreş imkânı sağlanması: Gerekli görülmesi hâlinde, korunan kişinin çalışma hayatına katılımını desteklemek amacıyla çocuklarına Kanun’da belirtilen süre ve koşullarla kreş imkânı sağlanabilir.

Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde barınma ve geçici koruma tedbirleri kolluk amirleri tarafından da alınabilir. Ancak bu kararların Kanun’da öngörülen süre içerisinde mülki amirin onayına sunulması gerekir. Mülki amir tarafından kırk sekiz saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.

7.3.2. Hâkim Tarafından Verilebilecek Koruyucu Tedbirler (Madde 4)

Kanun’un 4. maddesi, şiddet mağdurunun yaşamını ve kişisel güvenliğini korumaya yönelik hâkim tarafından verilebilecek tedbirleri düzenlemektedir. Bu kapsamda hâkim;

a) İş yerinin değiştirilmesine,

b) Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı bir yerleşim yeri belirlenmesine,

c) Türk Medeni Kanunu’ndaki şartların bulunması ve talep edilmesi hâlinde tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulmasına,

ç) Hayati tehlikenin bulunması ve diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde, ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayanarak kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesine,

karar verebilir.

Bu tedbirler, şiddet mağdurunun güvenliğini sağlamak ve şiddet uygulayan kişi tarafından bulunmasını veya rahatsız edilmesini önlemek amacı taşımaktadır.

7.4. Önleyici Tedbir Kararları

Koruyucu tedbirler şiddet mağdurunun güvenliğini sağlamaya yönelikken önleyici tedbirler şiddet uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişinin davranışlarını sınırlandırmayı amaçlamaktadır.

7.4.1. Hâkim Tarafından Verilebilecek Önleyici Tedbirler (Madde 5)

6284 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca hâkim, şiddet uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişi hakkında aşağıdaki tedbirlere karar verebilir:

a) Şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmama.

b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılma ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.

c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve iş yerine yaklaşmama.

ç) Çocuklarla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin mevcut kararın refakatçi eşliğinde yerine getirilmesi, kişisel ilişkinin sınırlandırılması veya tamamen kaldırılması.

d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin yakınlarına, tanıklarına ve çocuklarına yaklaşmama.

e) Kişisel eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermeme.

f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya diğer yollarla rahatsız etmeme.

g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahların kolluk görevlilerine teslim edilmesi.

ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi yürütülse dahi görev nedeniyle zimmetinde bulunan silahın ilgili kuruma teslim edilmesi.

h) Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı etkisindeyken korunan kişilere veya bulundukları yerlere yaklaşmama; bağımlılık hâlinde muayene ve tedavi dâhil gerekli tedbirlerin alınması.

ı) Bir sağlık kuruluşunda muayene veya tedavisinin sağlanması.

Bu tedbirler olayın özelliklerine ve risk durumuna göre ayrı ayrı veya birlikte uygulanabilir. Hâkim, somut olayın gerektirdiği diğer uygun önleyici tedbirlere de karar verebilir.

7.5. Tedbir Kararlarının Verilmesi, Süresi ve Uygulanması (Madde 7, 8, 9 ve 10)

6284 sayılı Kanun’un 7. maddesine göre şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin varlığı hâlinde herkes bu durumu ilgili makam ve mercilere ihbar edebilir. İhbarın sözlü veya yazılı olarak yapılması mümkündür. Böylece şiddet olayına doğrudan maruz kalmayan ancak olaya tanık olan veya şiddet tehlikesinden haberdar olan kişilerin de yetkili makamları harekete geçirmesi sağlanmaktadır.

Kanun’un 8. maddesi uyarınca tedbir kararı, şiddet mağdurunun talebi üzerine veya gerekli görülen hâllerde resen verilebilir. Tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin uygulandığına ilişkin delil veya belge aranmaz. Bu hüküm, özellikle acil koruma gerektiren durumlarda mağdurun delil toplama zorunluluğu nedeniyle korumasız kalmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte tedbir kararı verilmesi, ceza yargılamasında suçun işlendiğinin kesin olarak kanıtlandığı anlamına gelmez.

Tedbir kararları ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Ancak şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam etmesi hâlinde kararın süresi uzatılabilir, değiştirilmesine veya kaldırılmasına karar verilebilir.

Kanun’un 9. maddesi kapsamında tedbir kararlarına karşı tebliğ veya tefhim tarihinden itibaren iki hafta içinde ilgililer tarafından itiraz edilebilir. İtiraz üzerine dosya, Kanun’da belirtilen usule göre incelenir.

Kanun’un 10. maddesi ise tedbir kararlarının ilgili kurumlara bildirilmesi ve uygulanmasına ilişkin esasları düzenlemektedir. Bu kapsamda kararların kolluk birimleri ve ilgili kamu kurumları tarafından yerine getirilmesi sağlanmaktadır.

7.6. Tedbir Kararlarının İhlali ve Hukuki Sonuçları (Madde 13)

6284 sayılı Kanun’un 13. maddesi, verilen önleyici tedbir kararlarına aykırı davranılması hâlinde uygulanacak yaptırımı düzenlemektedir. Buna göre hakkında önleyici tedbir kararı verilen kişinin bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde, fiili ayrıca suç oluştursa bile, hâkim tarafından üç günden on güne kadar zorlama hapsine karar verilebilir.

Tedbir kararının ihlalinin tekrarlanması hâlinde ise ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre on beş günden otuz güne kadar zorlama hapsi uygulanabilir. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.

Zorlama hapsi, kişinin işlediği fiil nedeniyle verilen bir ceza mahkûmiyeti değil, mahkemece verilen tedbir kararına uyulmasını sağlamaya yönelik özel bir hukuki yaptırımdır. Tedbir kararına aykırı davranış aynı zamanda bağımsız bir suç oluşturuyorsa ilgili suç hükümleri uyarınca ayrıca soruşturma ve kovuşturma yapılması da mümkündür.

7.7. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) (Madde 14)

6284 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) kurulmaktadır. Bu merkezler, şiddetin önlenmesi ve şiddet mağdurları hakkında verilen koruyucu tedbirler ile şiddet uygulayan kişiler hakkında verilen önleyici tedbirlerin etkin biçimde uygulanmasını sağlamak amacıyla faaliyet göstermektedir.

ŞÖNİM’ler yedi gün yirmi dört saat esasına göre hizmet vermektedir. Bu merkezlerde şiddet mağdurlarına yönelik psikolojik, hukuki, sosyal ve mesleki danışmanlık hizmetleri sunulmakta; ihtiyaç duyulan durumlarda barınma, geçici maddi yardım ve diğer destek hizmetlerine erişim konusunda yönlendirme yapılmaktadır. Ayrıca tedbir kararlarının uygulanması takip edilmekte ve ilgili kurumlar arasında koordinasyon sağlanmaktadır.

ŞÖNİM’lerin temel işlevi, şiddet mağdurunun yalnızca olay anında korunmasını değil, şiddet sonrasında da sosyal ve ekonomik açıdan desteklenmesini sağlamaktır. Bu nedenle şiddet mağdurlarının başvurabilecekleri en önemli kurumsal destek mekanizmalarından biridir.

7.8. Destek Hizmetleri ve Kurumlar Arası İş Birliği (Madde 15 ve 16)

Kanun’un 15. maddesi, şiddet mağdurlarına sunulacak destek hizmetlerini düzenlemektedir. Bu kapsamda mağdurların barınma, geçici maddi yardım, sağlık hizmetleri, hukuki destek, psikolojik danışmanlık ve sosyal hizmetlerden yararlanabilmeleri öngörülmektedir. Ayrıca şiddet uygulayan kişilere yönelik olarak da Kanun’da belirtilen koşullar çerçevesinde eğitim, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetleri uygulanabilmektedir.

Kanun’un 16. maddesi ise kadına yönelik şiddetle mücadelede kurumlar arası koordinasyon ve eğitim faaliyetlerini düzenlemektedir. Bu kapsamda kamu kurum ve kuruluşlarının, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve diğer ilgili kuruluşların iş birliği içerisinde hareket etmesi önem taşımaktadır. Şiddetle mücadelede yalnızca adli makamların değil, sosyal hizmet birimlerinin, sağlık kuruluşlarının, kolluk kuvvetlerinin, yerel yönetimlerin ve eğitim kurumlarının da görev ve sorumlulukları bulunmaktadır.

7.9. Geçici Maddi Yardım, Nafaka ve Sağlık Giderleri (Madde 17, 18 ve 19)

6284 sayılı Kanun, şiddet mağdurlarının korunmasını yalnızca güvenlik tedbirleriyle sınırlandırmamış, ekonomik ve sağlık alanındaki ihtiyaçlarını da dikkate almıştır.

Madde 17 – Geçici maddi yardım: Şiddet mağdurunun ekonomik açıdan desteklenmesi amacıyla Kanun’da belirtilen şartlar çerçevesinde geçici maddi yardım yapılabilir. Bu düzenleme, ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle şiddet ortamından ayrılamayan veya temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük yaşayan kişilerin desteklenmesini amaçlamaktadır.

Madde 18 – Nafaka: Kanun kapsamında hâkim tarafından, Türk Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde gerekli koşulların bulunması hâlinde tedbir nafakasına hükmedilebilir. Bu düzenleme, şiddet mağdurunun ve gerekli durumlarda çocuklarının ekonomik güvenliğinin sağlanmasına katkı sunmaktadır.

Madde 19 – Sağlık giderleri: Şiddet mağdurlarının sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri ve Kanun kapsamında öngörülen koşullarda sağlık giderlerinin karşılanabilmesi için özel düzenleme yapılmıştır. Böylece şiddet nedeniyle sağlık hizmetine ihtiyaç duyan kişilerin tedaviye erişiminin kolaylaştırılması amaçlanmaktadır.

7.10. Harç ve Masraflardan Muafiyet (Madde 20)

6284 sayılı Kanun’un 20. maddesi, Kanun kapsamında yapılacak işlemlerde şiddet mağdurlarının ekonomik nedenlerle hak arama özgürlüğünden yoksun kalmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda Kanun’un uygulanmasına ilişkin işlemler harç ve diğer yargılama giderlerinden muaf tutulmuştur.

Bu düzenleme sayesinde şiddet mağdurlarının koruyucu ve önleyici tedbirlerden yararlanmak amacıyla başvuru yaparken ekonomik engellerle karşılaşmasının önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Ayrıca Kanun kapsamında gerekli koşulların bulunması hâlinde adli yardım mekanizmalarından da yararlanılması mümkündür.

7.11. Kadınların 6284 Sayılı Kanun Kapsamındaki Temel Hakları

6284 sayılı Kanun kapsamında kadınlara tanınan haklar, şiddetten korunmanın yanı sıra kadınların güvenli, bağımsız ve insan onuruna uygun bir yaşam sürdürebilmelerini sağlamaya yöneliktir. Bu kapsamda kadınların yararlanabileceği başlıca haklar şunlardır:

a) Şiddetten korunma hakkı: Kadınlar fiziksel, psikolojik, cinsel veya ekonomik şiddete maruz kalmaları ya da şiddete uğrama tehlikesi altında bulunmaları hâlinde koruyucu ve önleyici tedbir talep edebilirler. Korunma hakkından yararlanmak için şiddetin mutlaka gerçekleşmiş olması gerekmez.

b) Güvenli barınma hakkı: Şiddet nedeniyle yaşadığı konutta kalması güvenli olmayan kadınlara ve beraberindeki çocuklarına uygun barınma yeri sağlanabilir. Bu hizmet, kadının güvenli bir ortama yerleşmesine imkân tanımaktadır.

c) Geçici maddi destek hakkı: Ekonomik açıdan zor durumda bulunan kadınlara Kanun’da belirtilen koşullarla geçici maddi yardım yapılabilir. Böylece ekonomik bağımlılık nedeniyle şiddet ortamında kalmak zorunda olan kadınların desteklenmesi amaçlanmaktadır.

ç) Psikolojik ve sosyal destek hakkı: Şiddet mağduru kadınlar psikolojik danışmanlık, sosyal hizmet, rehberlik ve gerekli diğer destek hizmetlerinden yararlanabilirler.

d) Hukuki yardım ve adalete erişim hakkı: Kadınlar Cumhuriyet başsavcılıklarına, aile mahkemelerine, kolluk birimlerine ve ilgili diğer kurumlara başvurarak hukuki koruma talep edebilirler. Gerekli koşulların bulunması hâlinde baroların adli yardım hizmetlerinden yararlanabilir ve kendilerine avukat görevlendirilmesini talep edebilirler.

e) Kişisel bilgilerin gizliliğinin korunması hakkı: Şiddet mağdurunun güvenliğinin tehlikeye düşebileceği durumlarda kimlik, adres ve diğer kişisel bilgilerinin gizli tutulmasına yönelik tedbirler alınabilir. Kanun’un 8. maddesi kapsamında gerekli hâllerde kimlik ve diğer bilgi ve belgelerin gizliliği sağlanabilir.

f) Çalışma hayatının korunması ve desteklenmesi hakkı: Şiddet mağduru kadının iş yerinin değiştirilmesi ve çalışma hayatına katılımının desteklenmesi amacıyla Kanun’da öngörülen tedbirlerden yararlanılması mümkündür.

g) Çocukların korunması hakkı: Şiddetten etkilenen çocukların güvenliğinin sağlanması amacıyla çocuklarla kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde kurulması, sınırlandırılması veya gerekli hâllerde kaldırılması gibi tedbirler alınabilir. Ayrıca çocukların barınma, eğitim ve bakım ihtiyaçlarına yönelik destekler sağlanabilir.

ğ) Sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı: Şiddet nedeniyle fiziksel veya psikolojik sağlık desteğine ihtiyaç duyan kadınların sağlık hizmetlerine erişimi sağlanmalı ve Kanun’da öngörülen koşullarda sağlık giderleri karşılanmalıdır.

h) Geçici koruma hakkı: Hayati tehlike altında bulunan kadınların güvenliğinin sağlanması amacıyla geçici koruma tedbiri uygulanabilir.

ı) Tedbir kararlarının uygulanmasını talep etme hakkı: Kadınlar haklarında verilen koruyucu tedbirlerin uygulanmasını ve tedbir kararlarına aykırı davranılması hâlinde yetkili mercilerin harekete geçmesini talep edebilirler.

7.12. Kadına Yönelik Şiddet Durumunda Başvurulabilecek Kurum ve Kuruluşlar

Kadına yönelik şiddetle mücadelede hukuki korumanın etkin biçimde sağlanabilmesi için mağdurların başvurabilecekleri kurum ve kuruluşları bilmeleri büyük önem taşımaktadır. 6284 sayılı Kanun kapsamında kadınlar, şiddete maruz kaldıklarında veya şiddete uğrama tehlikesi altında bulunduklarında aşağıdaki kurumlara başvurabilirler:

  1. Kolluk birimleri (Polis ve Jandarma): Şiddet olaylarının bildirilmesi, acil güvenlik önlemlerinin alınması, gerekli adli işlemlerin başlatılması ve Kanun kapsamında yetkili oldukları tedbirlerin uygulanması bakımından görev yaparlar.
  2. Cumhuriyet Başsavcılıkları: Şiddet oluşturan fiillerin suç teşkil etmesi hâlinde suç ihbarı veya şikâyet başvurularını değerlendirerek gerekli soruşturma işlemlerini yürütürler.
  3. Aile Mahkemeleri: 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbir kararları verilmesi konusunda görevli mahkemelerdir.
  4. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM): Şiddet mağdurlarına psikolojik, hukuki ve sosyal destek sunulması, barınma ve diğer hizmetlere yönlendirme yapılması ve tedbir kararlarının izlenmesi amacıyla faaliyet gösterirler.
  5. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri: Şiddet mağdurlarının sosyal hizmetlerden yararlanmasını, barınma ve destek hizmetlerine erişimini sağlarlar.
  6. Sağlık kuruluşları: Şiddet nedeniyle yaralanan veya sağlık desteğine ihtiyaç duyan kişilerin muayene ve tedavi hizmetlerinden yararlanmasını sağlarlar.
  7. Barolar ve adli yardım büroları: Hukuki desteğe ihtiyaç duyan ve gerekli şartları taşıyan kişilere avukat görevlendirilmesi ve adli yardım hizmetleri sunarlar.
  8. Belediyeler: Mevzuat kapsamında kadın konukevi, sosyal destek, danışmanlık ve gerekli diğer hizmetleri sunabilirler.

Şiddet veya acil tehlike durumunda 112 Acil Çağrı Merkezi aranabilir. ALO 183 Sosyal Destek Hattı üzerinden sosyal destek ve yönlendirme hizmeti alınabilir. Kadın Destek Uygulaması (KADES) da acil durumlarda kolluk birimlerine ulaşılmasını sağlayan araçlardan biridir.

7.13. Şiddet Mağdurunun Haklarına İlişkin Önemli Hukuki Hususlar

Kadına yönelik şiddetle mücadelede hukuki mekanizmaların etkin biçimde kullanılabilmesi için bazı temel hususların bilinmesi gerekmektedir:

  • Şiddet mağduru kadınların 6284 sayılı Kanun kapsamında koruma talep edebilmeleri için şiddetin gerçekleşmiş olması şart değildir. Şiddet tehlikesinin bulunması da koruma tedbirlerinin uygulanabilmesi bakımından yeterlidir.
  • Koruyucu tedbir kararı verilmesi için şiddetin uygulandığına ilişkin delil veya belge aranmaz. Bu düzenleme, mağdurun acil koruma ihtiyacının delil toplama süreci nedeniyle gecikmesini önlemektedir.
  • Şiddet mağduru yalnızca fiziksel şiddete karşı değil, psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddete karşı da hukuki koruma talep edebilir.
  • 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbir talep edilmesi, ayrıca ceza soruşturması veya kovuşturması yürütülmesinden bağımsızdır. Şiddet oluşturan eylem aynı zamanda suç teşkil ediyorsa Türk Ceza Kanunu kapsamında ayrıca işlem yapılabilir.
  • Şiddet mağdurunun başvuru yapabilmesi için mutlaka avukat tutması zorunlu değildir. Kişi doğrudan yetkili makamlara başvurabilir.
  • Tedbir kararlarının ihlal edilmesi hâlinde Kanun’un 13. maddesi kapsamında zorlama hapsi uygulanabilir.
  • Şiddet mağdurlarının güvenliğinin sağlanması amacıyla gerekli koşullarda adres ve kimlik bilgilerinin gizliliğine ilişkin tedbirler alınabilir.

7.14. Erkek Dinî Liderlerin 6284 Sayılı Kanun Kapsamındaki Farkındalık ve Yönlendirme Rolü

Erkek dinî liderler, toplumla kurdukları iletişim ve sosyal etkileri nedeniyle kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli bir farkındalık oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu kapsamda dinî liderlerin öncelikle 6284 sayılı Kanun’un temel amacı, koruyucu ve önleyici tedbirler ve şiddet mağdurlarının başvurabilecekleri kurumlar hakkında bilgi sahibi olmaları gerekmektedir.

Dinî liderler, kendilerine şiddet yaşadığını açıklayan kadınlara karşı yargılayıcı olmayan, güven veren ve destekleyici bir yaklaşım benimsemelidir. Şiddetin aile içi bir mesele olarak görülerek gizlenmesi gerektiği yönündeki anlayışın hukuki korumaya erişimi engelleyebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle şiddet mağduruna sabretmesi, şiddeti kabullenmesi veya yalnızca aile içinde çözüm araması yönünde telkinde bulunulmamalıdır.

Özellikle aile içi şiddet olaylarında dinî liderlerin tarafları zorunlu uzlaştırma veya barıştırma girişiminde bulunmaları yerine, mağdurun güvenliğini önceliklendirmeleri ve ihtiyaç hâlinde ilgili adli ve idari kurumlara yönlendirme yapmaları önemlidir. Dinî liderlerin görevi hukuki soruşturma yürütmek, tedbir kararı vermek veya adli makamların yerine geçmek değildir. Bununla birlikte 6284 sayılı Kanun’un 7. maddesinde herkesin şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesini ilgili makam ve mercilere ihbar edebileceği düzenlenmiştir.

Bu çerçevede erkek dinî liderlerin kadına yönelik şiddetin hukuki sonuçları hakkında toplumu bilgilendirmeleri, kadınların temel hak ve özgürlüklerini desteklemeleri, şiddeti meşrulaştıran söylemlerden kaçınmaları ve mağdurların hukuki koruma mekanizmalarına erişimini teşvik etmeleri, toplumsal mücadeleye sağlayabilecekleri önemli katkılardır.

7.15. Genel Değerlendirme

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, kadına yönelik şiddetle mücadelede yalnızca şiddet gerçekleştikten sonra devreye giren bir düzenleme olmayıp şiddet tehlikesinin ortaya çıktığı aşamadan itibaren koruma sağlayan önleyici bir hukuki mekanizmadır. Kanun kapsamında kadınların barınma, maddi yardım, psikolojik ve hukuki destek, geçici koruma, gizlilik ve güvenlik gibi çeşitli haklardan yararlanabilmeleri mümkündür.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede hukuki düzenlemelerin varlığı kadar bu düzenlemelerin toplum tarafından bilinmesi ve etkin biçimde uygulanması da önem taşımaktadır. Bu nedenle erkek dinî liderlerin 6284 sayılı Kanun hakkında bilgi sahibi olmaları, kadınların haklarını tanımaları ve şiddet mağdurlarını doğru kurumlara yönlendirmeleri, hukuki korumanın toplumsal düzeyde güçlendirilmesine katkı sağlayacaktır.

Bu bölümde yalnızca başvuru yapılabilecek kurumları sıralamakla yetinmeyip, şiddet mağduru kadınların acil tehlike anında ne yapabilecekleri, hangi makamlara başvurabilecekleri, 6284 sayılı Kanun kapsamında hangi korumalardan yararlanabilecekleri ve adli süreçte hangi haklara sahip oldukları ayrıntılı biçimde ele alınmalıdır.

8. ŞİDDET MAĞDURU KADINLARIN GÜVENLİĞE VE ADALETE ULAŞMA YOLLARI

Kadına yönelik şiddetle mücadelede en önemli hususlardan biri, şiddete maruz kalan veya şiddete uğrama tehlikesi altında bulunan kadınların güvenliğe ve adalete erişimini sağlayan mekanizmaları bilmeleri ve bu mekanizmalardan etkili biçimde yararlanabilmeleridir. Şiddet; yalnızca fiziksel saldırıdan ibaret değildir. Psikolojik baskı, tehdit, hakaret, cinsel şiddet, ekonomik kısıtlama, ısrarlı takip ve kişinin özgürlüğünün keyfî biçimde sınırlandırılması da şiddet kapsamında değerlendirilebilir. Bu nedenle kadınların yardım aramak için fiziksel şiddetin gerçekleşmesini beklemeleri gerekmez.

Türkiye’de şiddet mağduru kadınların korunması ve desteklenmesi başta 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun olmak üzere ilgili mevzuat çerçevesinde yürütülmektedir. Bu Kanun, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların yanı sıra çocukları, aile bireylerini ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurlarını da koruma kapsamına almaktadır. Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbirler alınabilmekte; barınma, geçici maddi yardım, psikolojik ve hukuki destek gibi hizmetlerden yararlanılması mümkün olabilmektedir.

8.1. Acil Tehlike Durumunda Başvurulabilecek Yollar

Kadının yaşamına, beden bütünlüğüne veya güvenliğine yönelik yakın ve ciddi bir tehlike bulunması hâlinde öncelik, adli sürecin ayrıntılarından önce güvenliğin sağlanmasıdır. Şiddetin devam ettiği, tehditlerin yoğunlaştığı veya kadının kendisini güvende hissetmediği acil durumlarda 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalıdır. 112 üzerinden polis veya jandarma birimlerinin olay yerine yönlendirilmesi ve gerekli acil müdahalenin sağlanması istenebilir.

Kadınlar ayrıca akıllı telefonlar üzerinden KADES (Kadın Destek Uygulaması) uygulamasından yararlanabilir. KADES, şiddete maruz kalan veya şiddet tehlikesi altında bulunan kadınların kolluk birimlerine hızlı biçimde ulaşabilmeleri amacıyla geliştirilmiş resmî bir uygulamadır. Uygulama üzerinden yardım talebi iletildiğinde konum bilgisi doğrultusunda kolluk birimlerinin müdahalesi sağlanması amaçlanmaktadır.

Acil tehlike bulunmayan ancak şiddet riski devam eden durumlarda da kolluk birimlerine, aile mahkemesine, Cumhuriyet başsavcılığına veya sosyal hizmet birimlerine başvurulabilir. Başvuru için mutlaka fiziksel yaralanma meydana gelmiş olması ya da şiddetin tekrarlanmasının beklenmesi gerekmez. Şiddet tehdidi ve şiddete uğrama tehlikesi de koruma mekanizmalarının işletilmesi bakımından önem taşır.

1.2. Polis ve Jandarma Birimlerine Başvuru

Şiddet mağduru kadınların başvurabilecekleri temel mercilerden biri polis merkezleri ve jandarma karakollarıdır. Kadın, bulunduğu yerdeki kolluk birimine giderek maruz kaldığı şiddeti anlatabilir, şikâyet ve ihbarda bulunabilir ve güvenliğinin sağlanması için gerekli işlemlerin yapılmasını isteyebilir.

Kolluk birimleri, kendilerine bildirilen şiddet olaylarında olayın niteliğine ve aciliyetine göre gerekli müdahaleyi yapmak, mağdurun güvenliğini sağlamak, ilgili adli mercilere bildirimde bulunmak ve mevzuatın kendilerine verdiği yetkiler çerçevesinde işlem yürütmekle görevlidir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde 6284 sayılı Kanun kapsamında kanunun izin verdiği bazı tedbirleri de alabilirler. Bu tedbirler, kanunda öngörülen süre ve onay usullerine tabidir.

Kadın, kolluk birimine başvurduğunda yalnızca suç duyurusunda bulunmakla yetinmek zorunda değildir. Aynı zamanda 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu veya önleyici tedbir kararı verilmesini de talep edebilir. Örneğin şiddet uygulayan kişinin kendisine yaklaşmaması, ortak konuttan uzaklaştırılması veya gerekli görülmesi hâlinde geçici koruma sağlanması istenebilir.

Başvuru sırasında olayın ne zaman ve nerede gerçekleştiği, şiddetin türü, varsa tehditler ve mevcut tehlikenin niteliği açıkça anlatılabilir. Ancak mağdurun bütün ayrıntıları eksiksiz biçimde anlatamaması, korku veya psikolojik güçlük yaşaması başvuru yapmasına engel değildir. Yetkili birimler, olayın koşullarını ve ihtiyaç duyulan korumayı değerlendirmelidir.

8.3. Cumhuriyet Başsavcılığına Başvuru ve Suç Duyurusu

Şiddet oluşturan fiiller aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil ediyorsa kadınlar Cumhuriyet başsavcılığına başvurarak suç duyurusunda bulunabilir. Cumhuriyet savcılığı, kendisine bildirilen suç şüphesini değerlendirir ve kanunda öngörülen koşullar çerçevesinde soruşturma işlemlerini yürütür.

Kadına yönelik şiddet olayının niteliğine göre kasten yaralama, tehdit, hakaret, cinsel saldırı, cinsel taciz, eziyet, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma veya ısrarlı takip gibi suçlar gündeme gelebilir. Somut olayda hangi suçun oluştuğu, fiilin özellikleri ve kanuni unsurları dikkate alınarak yetkili adli makamlarca belirlenir.

Cumhuriyet başsavcılığına yapılan başvuru, şiddet mağdurunun ceza soruşturmasının başlatılmasını istemesine imkân verir. Bununla birlikte 6284 sayılı Kanun kapsamında koruma tedbiri alınması için ceza soruşturmasının veya ceza davasının sonuçlanmasını beklemek gerekmez. Ceza soruşturması ile koruyucu ve önleyici tedbir süreci birbirinden farklı hukuki mekanizmalardır ve gerekli koşullarda eş zamanlı yürütülebilir.

Şiddet mağduru kadın, başvurusunda güvenliğine ilişkin endişelerini de bildirebilir ve gerekli koruyucu tedbirlerin alınmasını isteyebilir. Cumhuriyet savcılığına yapılan başvuru, mağdurun yalnızca şikâyet hakkını değil, olayın koşullarına göre korunma ve destek mekanizmalarına yönlendirilme ihtiyacını da gündeme getirir.

8.4. Aile Mahkemesine Başvuru ve 6284 Sayılı Kanun Kapsamında Korunma

Şiddet mağduru kadınların güvenliğe erişiminde en önemli hukuki mekanizmalardan biri 6284 sayılı Kanun kapsamında alınan koruyucu ve önleyici tedbir kararlarıdır. Kadın, bulunduğu yerdeki aile mahkemesine başvurarak kendisi ve gerekiyorsa çocukları için uygun tedbirlerin alınmasını talep edebilir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde kanunda öngörülen görevli mahkemeye başvurulur.

6284 sayılı Kanun kapsamında alınabilecek tedbirler, temel olarak koruyucu tedbirler ve önleyici tedbirler şeklinde iki grupta değerlendirilir.

Koruyucu tedbirler, şiddet mağdurunun güvenliğini ve yaşam koşullarını desteklemeye yöneliktir. Kanunun 3. maddesi kapsamında mülkî amir tarafından mağdura uygun barınma yeri sağlanması, geçici maddi yardım yapılması, psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti sunulması gibi tedbirlere karar verilebilir. Hayatî tehlike bulunması hâlinde geçici koruma altına alınma da mümkündür. Ayrıca çalışma hayatına katılımı desteklemek amacıyla çocuklar için kreş imkânı sağlanmasına ilişkin tedbirler de kanunda düzenlenmiştir.

Kanunun 4. maddesi kapsamında hâkim tarafından işyerinin değiştirilmesi, evli olması hâlinde ortak yerleşim yerinden ayrı bir yerleşim yeri belirlenmesi ve gerekli şartların bulunması hâlinde aile konutu şerhi gibi tedbirlere karar verilebilir. Hayatî tehlikenin bulunması ve diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde, kanunda öngörülen şartlarla kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi de gündeme gelebilir.

Önleyici tedbirler ise şiddet uygulayan kişinin davranışlarının sınırlandırılması ve şiddetin tekrarının önlenmesi amacını taşır. Kanunun 5. maddesi kapsamında hâkim; şiddet uygulayan kişinin mağdura yönelik tehdit, hakaret, aşağılama veya küçük düşürücü davranışlarda bulunmamasına, ortak konuttan uzaklaştırılmasına, korunan kişiye ve gerekli görülen hâllerde yakınlarına yaklaşmamasına karar verebilir. Çocuklarla kişisel ilişkinin sınırlandırılması veya refakatçi eşliğinde kurulması, iletişim araçlarıyla rahatsız etmenin yasaklanması ve kanunda belirtilen diğer önleyici tedbirler de uygulanabilir.

Tedbir kararlarının amacı, şiddet mağdurunun güvenliğini sağlamaktır. Bu kararlar, şiddet uyguladığı iddia edilen kişinin ceza hukuku bakımından suçlu olduğuna ilişkin kesin hüküm niteliğinde değildir. Koruma kararı ile ceza yargılaması birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

8.5. Tedbir Kararı Talebinde Bulunma Usulü ve Mağdurun Hakları

6284 sayılı Kanun kapsamında tedbir kararı talep etmek için şiddet mağdurunun mutlaka avukat aracılığıyla başvurması gerekmez. Başvuru, kanunda yetkili kılınan mercilere yapılabilir. Şiddet mağduru, kolluk birimleri, mülkî amir veya hâkimden gerekli tedbirlerin alınmasını isteyebilir.

Kanunun 8. maddesi uyarınca koruyucu tedbir kararı verilmesi için şiddetin uygulandığına ilişkin delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararları bakımından da gecikmeksizin karar verilmesi esastır. Bu düzenleme, şiddet mağdurunun delil toplamakta zorlandığı veya başvuru sırasında belge sunamadığı durumlarda koruma mekanizmasına erişimini kolaylaştırmayı amaçlar.

Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Şiddet veya şiddet tehlikesinin devam etmesi hâlinde tedbirin süresinin uzatılması, değiştirilmesi veya aynen devam ettirilmesi istenebilir. Karara karşı kanunda belirtilen süre içinde itiraz yoluna başvurulması da mümkündür. Kanunun 9. maddesine göre itiraz süresi, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren iki haftadır.

6284 sayılı Kanun kapsamında yapılan işlemler için kanunda harç veya masraf alınmamasına ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. Dolayısıyla ekonomik imkânsızlık, kadının koruma talebinde bulunmasının önünde bir engel olarak değerlendirilmemelidir.

8.6. Valilik ve Kaymakamlıklara Başvuru

Şiddet mağduru kadınlar, yaşadıkları yerdeki valilik veya kaymakamlıklara da başvurabilir. 6284 sayılı Kanun, mülkî amirlere mağdurun korunması ve desteklenmesi amacıyla belirli koruyucu tedbirleri alma yetkisi vermektedir.

Vali veya kaymakam tarafından kanunun 3. maddesi kapsamında barınma yeri sağlanması, geçici maddi yardım yapılması, rehberlik ve danışmanlık hizmeti sunulması ve gerekli koşullarda geçici koruma sağlanması gibi tedbirler kararlaştırılabilir. Bu başvurular, özellikle güvenli bir yerde kalma veya sosyal destek hizmetlerine erişme ihtiyacı bulunan kadınlar açısından önem taşır.

Mülkî amire yapılan başvuru, kadının aile mahkemesine veya Cumhuriyet başsavcılığına başvurma hakkını ortadan kaldırmaz. Kadın, içinde bulunduğu durumun gerektirdiği hukuki ve sosyal destek mekanizmalarından birlikte yararlanabilir.

8.7. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerine (ŞÖNİM) Başvuru

Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında hizmet veren ve şiddet mağdurlarının korunması, desteklenmesi ve ilgili kurumlara yönlendirilmesinde önemli görev üstlenen merkezlerdir.

ŞÖNİM’ler, şiddet mağdurlarının ihtiyaçlarını değerlendirerek uygun sosyal hizmetlere erişmelerine yardımcı olur. Bu kapsamda psikolojik, hukuki ve sosyal destek mekanizmaları hakkında bilgilendirme yapılması, barınma ihtiyacının değerlendirilmesi, ilgili kurumlarla koordinasyon kurulması ve tedbir kararlarının uygulanmasının izlenmesi gibi çalışmalar yürütülür.

ŞÖNİM’ler, şiddet mağdurunun yalnızca ilk başvurusunu gerçekleştirdiği bir kurum değildir. Aynı zamanda kadının güvenliğinin ve sosyal destek ihtiyacının süreç içerisinde takip edilmesine katkı sağlar. Bu yönüyle şiddet mağdurunun kolluk, adli makamlar, sağlık kuruluşları ve sosyal hizmet birimleri arasında yönlendirilmesinde önemli bir koordinasyon noktasıdır.

8.8. ALO 183 Sosyal Destek Hattı

ALO 183 Sosyal Destek Hattı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından sunulan ve aile, kadın, çocuk ve diğer sosyal hizmet alanlarında rehberlik ve danışmanlık sağlayan bir iletişim kanalıdır. Hat üzerinden şiddet, ihmal ve istismar vakalarına ilişkin bildirimler alınmakta; durumun aciliyeti değerlendirilerek ilgili birimlerle iletişim kurulabilmektedir.

Şiddet mağduru kadınlar ALO 183’ü arayarak başvurabilecekleri kurumlar, sosyal destek hizmetleri, barınma imkânları ve korunma yolları hakkında bilgi alabilir. Şiddet olayının acil müdahale gerektirdiği durumlarda ilgili kolluk birimlerine ve sosyal hizmet ekiplerine bildirim yapılması sağlanabilir.

ALO 183, özellikle hangi kuruma başvuracağını bilmeyen, sosyal destek hizmetlerine erişmek isteyen veya yaşadığı durum hakkında danışmanlığa ihtiyaç duyan kadınlar bakımından önemli bir başvuru kanalıdır. Ancak devam eden veya yakın tehlike oluşturan acil durumlarda doğrudan 112 Acil Çağrı Merkezi’ne başvurulması gerekir.

8.9. KADES Uygulaması ile Yardım Talep Etme

Kadın Destek Uygulaması (KADES), şiddet mağduru veya şiddete uğrama riski altında bulunan kadınların kolluk birimlerine hızlı biçimde ulaşabilmesi amacıyla geliştirilmiş resmî bir mobil uygulamadır.

Uygulama üzerinden yardım talebinde bulunulması hâlinde, bildirimin ilgili acil çağrı ve kolluk birimlerine iletilmesi ve gerekli müdahalenin sağlanması amaçlanır. KADES, özellikle telefonla konuşmanın güç olduğu veya yardım talebinin hızlı biçimde iletilmesinin gerektiği durumlarda önemli bir destek mekanizmasıdır.

KADES, diğer başvuru yollarının yerine geçen bir sistem değildir. Kadınlar ihtiyaçlarına göre 112, polis veya jandarma, Cumhuriyet başsavcılığı, aile mahkemesi, ŞÖNİM ve sosyal hizmet birimlerine de başvurabilir.

8.10. Sağlık Kuruluşlarına Başvuru ve Şiddetin Belgelenmesi

Şiddete maruz kalan kadınlar, sağlık hizmetine ihtiyaç duyduklarında hastanelere ve diğer sağlık kuruluşlarına başvurabilir. Sağlık kuruluşları, kişinin sağlık durumunun değerlendirilmesi, gerekli tedavinin sağlanması ve olayın niteliğine göre tıbbi kayıtların oluşturulması bakımından önem taşır.

Şiddet sonrasında sağlık kuruluşuna başvurulması, yalnızca tedavi amacı taşımaz. Sağlık kayıtları, muayene bulguları ve düzenlenen adli raporlar, olayın adli makamlara yansıması hâlinde delil değerlendirmesinde önem taşıyabilir. Bununla birlikte kadının başvuru sırasında elinde adli rapor veya başka bir belge bulunmaması, 6284 sayılı Kanun kapsamında koruma talep etmesine engel değildir.

Şiddetin fiziksel sonuçları bulunmasa dahi psikolojik destek ihtiyacı ortaya çıkabilir. Bu nedenle kadınların psikososyal destek hizmetlerine yönlendirilmesi de mücadele sürecinin önemli bir parçasıdır.

8.11. Kadın Konukevleri ve Barınma Desteği

Şiddet nedeniyle yaşadığı konutta kalması güvenli olmayan kadınlar, kadın konukevleri aracılığıyla geçici barınma ve destek hizmetlerinden yararlanabilir. Kadın konukevleri, şiddet mağduru kadınların ve gerekli hâllerde beraberlerindeki çocukların güvenli bir ortamda kalmalarını, sosyal destek almalarını ve yaşamlarını yeniden düzenleyebilmelerini amaçlayan hizmet kuruluşlarıdır.

Kadın konukevine kabul süreci, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri, ŞÖNİM veya ilgili yönlendirici kamu birimleri aracılığıyla yürütülür. Kolluk birimleri de ihtiyaç hâlinde kadınların bu hizmetlere yönlendirilmesini sağlayabilir. Konukevine doğrudan ve habersiz biçimde gitmek yerine ilgili başvuru birimiyle iletişime geçilmesi, uygun kabul ve yönlendirme sürecinin yürütülmesi bakımından önemlidir.

Konukevlerinde barınmanın yanı sıra sosyal hizmet desteği, psikolojik destek, hukuki haklar konusunda bilgilendirme ve kadının ekonomik ve sosyal açıdan güçlenmesine yönelik çalışmalar da yürütülebilir. Konukevinden yararlanmak için kadının şiddet uygulayan kişi hakkında mutlaka ceza davası açmış olması gerekmez.

8.12. Barolar ve Adli Yardım Mekanizmaları

Şiddet mağduru kadınlar, hukuki haklarını öğrenmek ve adli süreçlerde destek almak amacıyla bulundukları ilin barosuna başvurabilir. Barolar bünyesinde faaliyet gösteren kadın hakları merkezleri ve komisyonları, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda bilgilendirme ve yönlendirme çalışmaları yapabilir.

Maddi imkânları avukatlık ücretini karşılamaya yeterli olmayan kadınlar, gerekli koşulları taşımaları hâlinde baroların adli yardım bürolarına başvurarak ücretsiz avukat görevlendirilmesini talep edebilir. Adli yardımın koşulları ve başvuru usulü ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilir.

Avukat desteği, özellikle boşanma, velayet, nafaka, tazminat, ceza soruşturması ve koruyucu tedbir süreçlerinde kadının haklarını daha bilinçli biçimde kullanmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte 6284 sayılı Kanun kapsamında koruma talep etmek için avukat tutmak zorunlu değildir.

8.13. Belediyeler ve Diğer Sosyal Destek Kuruluşları

Belediyeler, kadınların korunması ve sosyal açıdan desteklenmesi konusunda mevzuatın kendilerine verdiği görev ve yetkiler çerçevesinde hizmet sunabilir. Bu hizmetler arasında kadın konukevleri, kadın danışma merkezleri, psikolojik ve sosyal destek, ayni ve maddi yardım ile ilgili kamu kurumlarına yönlendirme çalışmaları yer alabilir.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesi, nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyeler bakımından kadınlar ve çocuklar için konukevi açılmasını öngörmektedir. Diğer belediyeler de mevzuatın ve kendi imkânlarının elverdiği ölçüde bu alanda hizmet sunabilir.

Kadın dayanışma dernekleri ve sivil toplum kuruluşları da danışmanlık, bilgilendirme, sosyal destek ve yönlendirme faaliyetleriyle sürece katkı sağlayabilir. Ancak bu kuruluşların sunduğu hizmetler, kolluk birimlerinin ve adli makamların kanuni görevlerinin yerine geçmez.

8.14. Çocukların ve Diğer Aile Bireylerinin Korunması

Kadına yönelik şiddet, yalnızca doğrudan şiddete maruz kalan kişiyi değil, şiddete tanık olan veya şiddet ortamında yaşayan çocukları ve diğer aile bireylerini de etkileyebilir. Bu nedenle koruma ve destek sürecinde çocukların güvenliği, psikolojik ihtiyaçları, eğitim hayatı ve bakım koşulları da dikkate alınmalıdır.

6284 sayılı Kanun, çocukları ve aile bireylerini de koruma kapsamına almaktadır. Somut olayın koşullarına göre çocukların şiddet uygulayan kişiyle kişisel ilişkisinin sınırlandırılması, refakatçi eşliğinde kurulması veya gerekli hâllerde kaldırılması gibi tedbirler gündeme gelebilir. Ayrıca barınma, danışmanlık ve sosyal destek hizmetleri değerlendirilirken çocukların ihtiyaçları da göz önünde bulundurulur.

Şiddet mağduru kadının çocuklarıyla birlikte güvenli bir ortamda yaşayabilmesi ve gerekli sosyal hizmetlere ulaşabilmesi, koruma mekanizmasının önemli bir unsurudur.

8.15. Başvuru Sürecinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Şiddet mağduru kadınların güvenliğe ve adalete erişiminde bazı temel hususların bilinmesi önemlidir:

  • Şiddet tehdidi veya şiddete uğrama tehlikesi bulunduğunda yardım istemek için fiziksel şiddetin gerçekleşmesini beklemek gerekmez.
  • 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu tedbir kararı verilmesi için şiddetin uygulandığını gösteren delil veya belge sunulması zorunlu değildir.
  • Koruma kararı talep etmek için önceden ceza davası açılmış veya şikâyette bulunulmuş olması gerekmez.
  • Kadınlar kolluk birimleri, aile mahkemesi, Cumhuriyet başsavcılığı, valilik veya kaymakamlık ve sosyal hizmet birimleri gibi yetkili mercilere başvurabilir.
  • Başvuruların amacı yalnızca geçmişte yaşanan olayı bildirmek değil, devam eden veya ortaya çıkabilecek şiddet riskine karşı koruma sağlamaktır.
  • Şiddet uygulayan kişi hakkında verilen tedbir kararlarına uyulmaması hâlinde 6284 sayılı Kanun’un 13. maddesi kapsamında zorlama hapsi uygulanması gündeme gelebilir. Bu yaptırım, ceza yargılaması sonucunda verilen hapis cezasından farklıdır.
  • Şiddet mağdurunun güvenliği ve mahremiyeti korunmalı; kişisel bilgileri ve başvuru sürecine ilişkin bilgiler yetkisiz kişilerle paylaşılmamalıdır.
  • Şiddet mağduru kadınların yardım aramaları nedeniyle suçlanması, baskı altına alınması veya şikâyetlerinden vazgeçmeye zorlanması kabul edilemez.

8.16. Erkek Dinî Liderlerin Başvuru ve Yönlendirme Sürecindeki Rolü

Erkek dinî liderler, kadına yönelik şiddetle mücadelede toplumsal farkındalığın artırılması ve şiddet mağdurlarının yetkili kurumlara ulaşmasının kolaylaştırılması bakımından önemli bir toplumsal sorumluluk üstlenebilir. Şiddet mağduru bir kadın dinî lidere başvurduğunda öncelikle yargılayıcı olmayan, güven veren ve mahremiyete saygılı bir yaklaşım benimsenmelidir.

Dinî liderler, mağdurun yaşadıklarını küçümsememeli, şiddeti aile içi bir mesele olarak görerek gizli tutulmasını istememeli ve kadını şiddet uygulayan kişiyle yüzleştirmeye veya uzlaşmaya zorlamamalıdır. Özellikle güvenlik riski bulunan durumlarda arabuluculuk veya aile içi barıştırma girişimleri, mağdurun güvenliğini tehlikeye atabilecek sonuçlar doğurabilir.

Dinî liderlerin görevi adli soruşturma yürütmek, delil toplamak veya hukuki karar vermek değildir. Bunun yerine kadınların hakları konusunda doğru bilgi edinmelerine yardımcı olmak, acil tehlike hâlinde 112’ye başvurmalarını hatırlatmak ve ihtiyaçlarına göre polis, jandarma, Cumhuriyet başsavcılığı, aile mahkemesi, ŞÖNİM, ALO 183 ve barolar gibi yetkili kurumlara yönlendirmek önemlidir.

6284 sayılı Kanun’un 7. maddesi uyarınca şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin varlığı hâlinde herkes bu durumu resmî makam veya mercilere ihbar edebilir. Bununla birlikte dinî liderlerin bildirim ve gizlilik konusundaki sorumlulukları, somut olayda uygulanabilecek özel kanuni yükümlülükler de dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Mağdurun güvenliğini tehlikeye sokabilecek biçimde bilgilerin üçüncü kişilerle paylaşılmasından kaçınılmalıdır.

8.17. Genel Değerlendirme

Şiddet mağduru kadınların güvenliğe ve adalete erişimi, tek bir kuruma başvurulmasından ibaret değildir. Kolluk birimleri acil müdahale ve güvenlik tedbirleri bakımından, Cumhuriyet başsavcılıkları suç soruşturması bakımından, aile mahkemeleri 6284 sayılı Kanun kapsamında tedbir kararı verilmesi bakımından, mülkî amirler ve sosyal hizmet kuruluşları ise koruyucu ve destekleyici hizmetlerin sunulması bakımından önemli görevler üstlenmektedir.

Bu mekanizmaların etkili biçimde işletilebilmesi için kadınların hakları konusunda bilgilendirilmesi, başvuru yollarının erişilebilir olması ve kurumlar arasında koordinasyon sağlanması gerekir. Şiddet mağduru kadınların yardım istemeleri bir zayıflık veya aile düzenine yönelik bir tehdit olarak değil, temel haklarını ve güvenliklerini korumaya yönelik meşru bir hak arama davranışı olarak değerlendirilmelidir.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede temel yaklaşım, mağduru suçlamadan dinlemek, güvenliğini öncelemek, hukuki haklarını kullanmasını desteklemek ve onu yetkili kurumlara doğru biçimde yönlendirmektir. Bu yaklaşım, yalnızca hukuki korumanın değil, toplumsal dayanışmanın ve insan onuruna saygının da gereğidir.

Bu son bölümde iki konuyu birbirinden ayırarak ele almak uygun olur: idari başvuru yöntemleri, mağdurun korunması ve sosyal destek hizmetlerine ulaşmasını; adli başvuru yöntemleri ise hukuki koruma, soruşturma ve yargılama süreçlerine erişmesini kapsar. İkinci başlıkta da bu süreçlerin etkili yürütülebilmesi için hangi kurumların nasıl iş birliği yapabileceği açıklanmıştır.

9. İDARİ VE ADLİ BAŞVURU YÖNTEMLERİ İLE İŞ BİRLİĞİ YAPILABİLECEK KURUM VE KURULUŞLAR

Kadına yönelik şiddetle mücadelede hukuki düzenlemelerin varlığı kadar, bu düzenlemelerin uygulamaya geçirilmesi ve şiddet mağdurlarının ilgili kurumlara kolaylıkla ulaşabilmesi de önem taşımaktadır. Şiddet mağduru kadınların güvenliğinin sağlanması, sosyal ve ekonomik açıdan desteklenmesi, hukuki haklarını kullanabilmesi ve şiddetin tekrarının önlenmesi; farklı kurumların görev ve sorumluluklarını yerine getirmesini gerektiren çok yönlü bir süreçtir.

Türkiye’de bu süreçte idari ve adli başvuru mekanizmaları birlikte işlemektedir. İdari başvurular, ağırlıklı olarak kamu idaresinin koruyucu, önleyici ve sosyal destek hizmetlerinden yararlanılmasını sağlamaktadır. Adli başvurular ise suç teşkil eden fiillerin soruşturulması, hukuki koruma tedbirlerinin alınması ve mağdurun yargısal haklarının kullanılmasına yöneliktir. Bununla birlikte bu iki alan birbirinden tamamen bağımsız değildir. Bir kadının aynı olay nedeniyle hem idari makamlara hem de adli makamlara başvurması mümkündür.

9.1. İdari Başvuru Yöntemleri

İdari başvuru, şiddet mağduru kadının korunması, güvenliğinin sağlanması, sosyal hizmetlerden yararlandırılması ve ihtiyaç duyduğu desteğe ulaştırılması amacıyla yetkili kamu idarelerine müracaat etmesidir. Bu başvuruların temel amacı, şiddet mağdurunun yalnız bırakılmaması ve ihtiyaçlarına uygun hizmetlerin gecikmeksizin sunulmasıdır.

9.1.1. Valilik ve Kaymakamlıklara Başvuru

Valilik ve kaymakamlıklar, 6284 sayılı Kanun kapsamında mülkî amir sıfatıyla belirli koruyucu tedbirleri alma yetkisine sahiptir. Şiddet mağduru kadınlar, bulundukları yerdeki valilik veya kaymakamlığa başvurarak güvenliklerinin sağlanmasını ve kanunda öngörülen koruyucu tedbirlerin uygulanmasını talep edebilir.

Bu makamlar tarafından mağdura uygun barınma yeri sağlanması, geçici maddi yardım yapılması, psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti sunulması gibi tedbirler alınabilir. Hayatî tehlike bulunması hâlinde geçici koruma sağlanması da mümkündür.

Valilik ve kaymakamlıklar ayrıca ilgili kamu kurumları arasında koordinasyon kurulmasına katkı sağlayarak mağdurun ihtiyaç duyduğu hizmetlere erişimini kolaylaştırabilir. Bu nedenle mülkî idare makamları, kadına yönelik şiddetle mücadelenin yerel düzeyde yürütülmesinde önemli bir konuma sahiptir.

9.1.2. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüklerine Başvuru

Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri, şiddet mağduru kadınların korunması ve sosyal yönden desteklenmesi konusunda görev yapan temel kamu birimlerindendir. Kadınlar bu müdürlüklere başvurarak sosyal hizmet desteği, danışmanlık, barınma ve ilgili diğer hizmetler hakkında bilgi alabilir.

İl müdürlükleri, mağdurun ihtiyaçlarını değerlendirerek uygun hizmetlere yönlendirilmesini sağlar. Gerektiğinde Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri, kadın konukevleri ve diğer sosyal hizmet kuruluşlarıyla koordinasyon kurulur. Böylece kadının yalnızca acil güvenlik ihtiyacı değil, uzun vadeli sosyal ve ekonomik ihtiyaçları da dikkate alınır.

9.1.3. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerine (ŞÖNİM) Başvuru

Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri, 6284 sayılı Kanun kapsamında şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve desteklenmesi amacıyla hizmet sunan merkezlerdir. ŞÖNİM’ler, şiddet mağdurunun ihtiyaçlarının belirlenmesi, uygun hizmetlere yönlendirilmesi ve ilgili kurumlarla koordinasyon kurulması bakımından önemli görev üstlenir.

Bu merkezlere doğrudan başvuru yapılabileceği gibi kolluk birimleri, adli makamlar, ALO 183 ve diğer kamu kurumlarının yönlendirmesiyle de ulaşılabilir. ŞÖNİM’lerde mağdurun durumuna göre psikolojik, sosyal ve hukuki destek mekanizmalarına erişim konusunda rehberlik sağlanır; barınma ihtiyacı değerlendirilir ve ilgili kurumlarla gerekli iş birliği yürütülür.

ŞÖNİM’lerin önemli işlevlerinden biri de tedbir kararlarının uygulanmasının izlenmesine ve mağdurun ihtiyaç duyduğu hizmetlerin koordinasyonuna katkıda bulunmaktır. Bu yönüyle ŞÖNİM’ler, şiddetle mücadelede yalnızca başvuru alınan bir merkez değil, aynı zamanda kurumlar arası yönlendirme ve takip mekanizmasıdır.

9.1.4. Sosyal Hizmet Merkezlerine Başvuru

Sosyal Hizmet Merkezleri, bireylerin ve ailelerin sosyal hizmet ihtiyaçlarının değerlendirilmesi ve uygun destek hizmetlerine yönlendirilmesi amacıyla faaliyet gösterir. Bu merkezler bünyesinde oluşturulan Şiddetle Mücadele İrtibat Noktaları da kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli bir işleve sahiptir.

Şiddet mağduru kadınlar bu birimlere başvurarak psikososyal destek, danışmanlık, rehberlik ve yönlendirme hizmetlerinden yararlanabilir. Özellikle ŞÖNİM’e ulaşmanın güç olduğu veya ilçe düzeyinde desteğe ihtiyaç duyulduğu durumlarda Sosyal Hizmet Merkezleri önemli bir başvuru noktasıdır.

9.1.5. ALO 183 ve Diğer İletişim Kanalları

ALO 183 Sosyal Destek Hattı, kadınların ve diğer ihtiyaç sahiplerinin sosyal hizmet mekanizmalarına ulaşmasını kolaylaştıran bir iletişim kanalıdır. Şiddet mağduru kadınlar bu hat üzerinden danışmanlık alabilir, başvurabilecekleri kurumlar hakkında bilgi edinebilir ve ihtiyaçlarına uygun hizmetlere yönlendirilebilir.

Acil müdahale gerektiren durumlarda ise 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalıdır. KADES uygulaması da kadınların kolluk birimlerine hızlı biçimde yardım talebi iletebilmesine imkân sağlayan bir araçtır.

Bu iletişim kanalları, özellikle doğrudan bir kamu kurumuna gitmekte güçlük yaşayan veya hangi makama başvuracağını bilmeyen kadınlar bakımından önem taşımaktadır.

9.1.6. Belediyelere Başvuru

Belediyeler, kadına yönelik şiddetle mücadelede sosyal destek, danışmanlık, barınma ve dayanışma hizmetleri sunabilen yerel yönetim kuruluşlarıdır. Kadınlar belediyelerin kadın danışma merkezlerine ve ilgili sosyal destek birimlerine başvurarak psikolojik, sosyal ve ekonomik destek alabilir.

Belediyeler, imkânları ve mevzuat çerçevesindeki görevleri doğrultusunda kadın konukevleri açabilir, ayni ve maddi yardım sağlayabilir ve kadınların ilgili kamu kurumlarına yönlendirilmesine katkıda bulunabilir. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyeler için kadınlar ve çocuklar adına konukevi açılması öngörülmüştür.

Belediyelerin sunduğu hizmetler, kadının yalnızca şiddet ortamından uzaklaşmasını değil, sosyal hayata ve ekonomik yaşama yeniden katılmasını da destekleyebilir.

9.2. Adli Başvuru Yöntemleri

Adli başvuru, şiddet mağdurunun hukuki haklarının korunması, suç teşkil eden fiillerin soruşturulması ve gerekli yargısal kararların alınması amacıyla adli makamlara müracaat etmesidir. Şiddet oluşturan fiillerin Türk Ceza Kanunu veya diğer kanunlar kapsamında suç teşkil etmesi hâlinde ceza soruşturması ve gerektiğinde kovuşturma süreci başlatılabilir.

Adli başvuru mekanizmaları yalnızca şiddet uygulayan kişinin cezalandırılmasına yönelik değildir. Mağdurun güvenliğinin sağlanması, korunma tedbirlerinden yararlanması, haklarının gözetilmesi ve uğradığı zararların giderilmesi de bu sürecin önemli unsurlarıdır.

9.2.1. Cumhuriyet Başsavcılığına Suç Duyurusunda Bulunma

Şiddet mağduru kadınlar, yaşadıkları olayın suç teşkil ettiğini düşündüklerinde Cumhuriyet başsavcılığına başvurarak suç duyurusunda bulunabilir. Başvuru sırasında olayın ne zaman ve nerede gerçekleştiği, şiddetin niteliği ve varsa tehdit veya baskı içeren davranışlar anlatılabilir.

Cumhuriyet savcısı, suç işlendiği izlenimini veren bir durumun öğrenilmesi üzerine maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için gerekli soruşturma işlemlerini yürütür. Olayın niteliğine göre tanıkların dinlenmesi, delillerin toplanması, ilgili kayıtların incelenmesi ve gerekli diğer adli işlemlerin yapılması söz konusu olabilir.

Kadına yönelik şiddet olaylarında somut olayın özelliklerine göre kasten yaralama, tehdit, hakaret, cinsel saldırı, cinsel taciz, eziyet, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve ısrarlı takip gibi suçlar gündeme gelebilir. Hangi suçun oluştuğu, fiilin özellikleri ve kanuni unsurları dikkate alınarak yetkili adli makamlarca değerlendirilir.

9.2.2. Polis ve Jandarma Aracılığıyla Adli Başvuru

Kadınlar şiddet olaylarını polis merkezlerine veya jandarma karakollarına bildirerek şikâyet ve ihbarda bulunabilir. Kolluk birimleri, adli nitelikteki olaylarda gerekli ilk işlemleri gerçekleştirir ve Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda soruşturma işlemlerine yardımcı olur.

Kolluğa yapılan başvuru sırasında kadın, aynı zamanda 6284 sayılı Kanun kapsamında korunma ihtiyacını da bildirebilir. Böylece olayın adli yönüyle birlikte mağdurun güvenliğine ilişkin tedbir ihtiyacı da değerlendirmeye alınabilir.

Kolluk birimlerine yapılan başvuru, Cumhuriyet başsavcılığına doğrudan başvurma hakkını ortadan kaldırmaz. Mağdur, olayın niteliğine ve ihtiyaçlarına göre yetkili makamlardan herhangi birine müracaat edebilir.

9.2.3. Aile Mahkemesine Başvurma

Aile mahkemeleri, 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbir kararlarının alınmasında önemli görev üstlenmektedir. Şiddet mağduru kadınlar, kendileri ve gerekli hâllerde çocukları için uygun tedbirlerin kararlaştırılmasını talep edebilir.

Hâkim tarafından şiddet uygulayan kişinin ortak konuttan uzaklaştırılması, korunan kişiye yaklaşmaması, iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi, çocuklarla kişisel ilişkinin sınırlandırılması veya refakatçi eşliğinde kurulması gibi önleyici tedbirler alınabilir. Somut olayın koşullarına göre diğer kanuni tedbirler de uygulanabilir.

Koruyucu tedbir kararları için şiddetin uygulandığına ilişkin delil veya belge aranmaz. Bu düzenleme, kadının koruma mekanizmasına erişimini kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. Tedbir kararı verilmesi, ceza yargılamasında suçluluğun kesin olarak belirlendiği anlamına gelmez.

9.2.4. Boşanma, Nafaka, Velayet ve Tazminat Davaları

Kadına yönelik şiddet, evlilik birliğinin sürdürülmesini güçleştiren veya imkânsız hâle getiren olaylardan biri olabilir. Şiddet mağduru evli kadınlar, Türk Medeni Kanunu kapsamında boşanma davası açabilir. Somut olayın koşullarına göre özel boşanma sebepleri veya evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi gündeme gelebilir.

Boşanma sürecinde kadın, şartları bulunması hâlinde tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Çocukların velayeti ve çocukla kişisel ilişki kurulması konularında karar verilirken çocuğun üstün yararı esas alınır. Şiddet olgusunun çocuk üzerindeki etkileri de bu değerlendirmede önem taşıyabilir.

Bu davalar, ceza soruşturmasından ayrı bir hukuki süreci oluşturur. Dolayısıyla kadın, şiddet nedeniyle ceza soruşturması devam ederken veya bundan bağımsız olarak aile hukukundan doğan haklarını da kullanabilir.

9.2.5. Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerine Başvuru

Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri, adli süreçte mağdurların ihtiyaç duyduğu bilgilendirme, yönlendirme ve destek hizmetlerini sunan birimlerdir. Şiddet mağduru kadınlar, adli süreçte hakları ve başvurabilecekleri hizmetler hakkında bilgi almak amacıyla bu müdürlüklere müracaat edebilir.

Bu birimler, mağdurun adli süreçte karşılaşabileceği güçlüklerin azaltılmasına ve ihtiyaç duyduğu destek hizmetlerine erişmesine katkı sağlar. Özellikle adli süreçten kaynaklanan kaygı ve belirsizliklerin azaltılması, mağdurun kendisini güvende hissetmesi ve haklarını bilinçli biçimde kullanabilmesi bakımından önemlidir.

9.2.6. Baroların Adli Yardım Hizmetlerinden Yararlanma

Şiddet mağduru kadınların hukuki haklarını etkin biçimde kullanabilmeleri için avukat desteği önemli bir imkândır. Ancak ekonomik yetersizlik, bu desteğe ulaşmanın önünde engel oluşturmamalıdır.

Maddi imkânları avukatlık ücretini karşılamaya yeterli olmayan kadınlar, gerekli koşulları taşımaları hâlinde bulundukları ilin barosuna bağlı adli yardım bürolarına başvurabilir. Adli yardım kapsamında kendilerine avukat görevlendirilmesini talep edebilirler.

Barolar bünyesindeki kadın hakları merkezleri ve komisyonları da kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda bilgilendirme, hukuki destek ve yönlendirme faaliyetleri yürütmektedir. Bu mekanizmalar, kadınların boşanma, velayet, nafaka, tazminat, ceza soruşturması ve koruyucu tedbir süreçlerinde haklarını öğrenmelerine katkı sağlar.

9.3. İş Birliği Yapılabilecek Kurum ve Kuruluşlar

Kadına yönelik şiddetle mücadele, tek bir kurumun tek başına yürütebileceği bir faaliyet değildir. Şiddetin önlenmesi, mağdurun korunması, adalete erişimin sağlanması ve yeniden toplumsal yaşama katılımının desteklenmesi; farklı uzmanlık alanlarına sahip kurumların birlikte çalışmasını gerektirir.

Örneğin kolluk birimleri acil güvenlik müdahalesini sağlarken sosyal hizmet kuruluşları barınma ve psikososyal destek sunabilir. Sağlık kuruluşları tıbbi değerlendirme ve tedavi hizmetlerini yürütürken adli makamlar soruşturma ve yargılama süreçlerini gerçekleştirir. Belediyeler, barolar, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları da kendi görev ve imkânları çerçevesinde bu süreci destekleyebilir.

9.3.1. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, kadına yönelik şiddetle mücadelede koruyucu ve destekleyici hizmetlerin yürütülmesi ve kurumlar arası koordinasyonun sağlanması bakımından temel kurumlardan biridir.

Bakanlığın Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, kadına yönelik şiddetle mücadele politikalarının geliştirilmesi, ulusal eylem planlarının hazırlanması, uygulamaların izlenmesi ve ilgili kurumlarla koordinasyonun yürütülmesinde görev üstlenmektedir.

Bakanlığa bağlı il müdürlükleri, ŞÖNİM’ler, Sosyal Hizmet Merkezleri ve kadın konukevleri ise mağdurlara doğrudan hizmet sunulmasında önemli rol oynar. Bu kurumların iş birliği, kadının acil güvenlik ihtiyacından uzun vadeli sosyal destek ihtiyacına kadar farklı alanlarda hizmet alabilmesini sağlar.

9.3.2. İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı

İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk birimleri, şiddet olaylarına müdahale edilmesi, mağdurun güvenliğinin sağlanması ve gerekli adli işlemlerin başlatılması bakımından önemli sorumluluk taşır.

Emniyet ve jandarma birimleri, şiddet ihbarlarını değerlendirir, gerekli durumlarda mağduru koruma hizmetlerine yönlendirir ve adli makamların talimatları doğrultusunda soruşturma işlemlerine katkıda bulunur.

Bu kurumların Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, sağlık kuruluşları ve adli makamlarla koordineli çalışması, mağdurun farklı kurumlar arasında kaybolmasının ve tekrar tekrar aynı olayları anlatmak zorunda kalmasının önlenmesi bakımından önemlidir.

9.3.3. Adalet Bakanlığı ve Adli Makamlar

Adalet Bakanlığı ve bağlı adli birimler, şiddet mağdurlarının adalete erişiminin kolaylaştırılması ve adli süreçlerde haklarının korunması bakımından önemli görevler üstlenir.

Cumhuriyet başsavcılıkları, suç teşkil eden fiiller hakkında soruşturma yürütürken mahkemeler kanuni görev ve yetkileri çerçevesinde karar verir. Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri ise mağdurların adli süreçte bilgilendirilmesi ve desteklenmesine katkıda bulunur.

Adalet Bakanlığının ilgili birimleri ile kolluk ve sosyal hizmet kuruluşları arasında kurulacak iş birliği, mağdurun korunması ve adli sürecin etkili biçimde yürütülmesi açısından gereklidir.

9.3.4. Sağlık Bakanlığı ve Sağlık Kuruluşları

Sağlık kuruluşları, şiddet mağdurlarının tıbbi değerlendirme, tedavi ve psikososyal destek ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir görev üstlenir.

Hastaneler ve diğer sağlık kuruluşları, başvuran kişinin sağlık durumunu değerlendirir, gerekli tedaviyi gerçekleştirir ve olayın niteliğine göre tıbbi kayıtları oluşturur. Gerekli durumlarda mağdurun sosyal hizmet kuruluşlarına ve adli makamlara yönlendirilmesine katkı sağlanır.

Sağlık çalışanlarının şiddetin yalnızca fiziksel sonuçlarını değil, psikolojik ve sosyal etkilerini de dikkate alan bir yaklaşım benimsemesi önemlidir. Sağlık kuruluşları ile ŞÖNİM ve diğer sosyal hizmet birimleri arasındaki koordinasyon, mağdurun bütüncül destek almasını kolaylaştırır.

9.3.5. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dinî Kurumlar

Diyanet İşleri Başkanlığı ve din görevlileri, toplumla doğrudan iletişim kurabilmeleri nedeniyle kadına yönelik şiddetin önlenmesinde toplumsal farkındalığın artırılmasına katkıda bulunabilir.

Camiler, müftülükler, Kur’an kursları ve dinî eğitim faaliyetleri; kadın ve erkeklerin insan onuru, adalet, merhamet, eşitlik ve şiddetin kabul edilemezliği konularında bilinçlendirilmesi amacıyla değerlendirilebilir. Din görevlilerinin şiddeti meşrulaştıran veya mağduru suçlayan yaklaşımlardan uzak durması, toplumsal zihniyetin dönüşümü bakımından önem taşır.

Dinî liderler, şiddet mağduru bir kadın kendilerine başvurduğunda onu dinleyebilir, güvenliğini önceleyen bir tutum sergileyebilir ve yetkili kurumlara ulaşmasına yardımcı olabilir. Ancak adli soruşturma yürütmek, koruma kararı vermek veya mağduru şiddet uygulayan kişiyle uzlaşmaya zorlamak dinî liderlerin görev ve yetkileri arasında değildir.

Diyanet İşleri Başkanlığının ilgili kamu kurumlarıyla yürüteceği eğitim, bilgilendirme ve yönlendirme çalışmaları; din görevlilerinin şiddetle mücadele konusunda doğru bilgiye sahip olmasına ve mağdurların destek mekanizmalarına erişmesine katkı sağlayabilir.

9.3.6. Belediyeler ve Yerel Yönetimler

Belediyeler, yerel düzeyde kadınların sosyal ve ekonomik açıdan desteklenmesinde önemli paydaşlardır. Kadın danışma merkezleri, kadın konukevleri, psikolojik danışmanlık hizmetleri, sosyal yardımlar ve mesleki destek faaliyetleri aracılığıyla şiddet mağdurlarının yeniden güçlenmesine katkıda bulunabilirler.

Yerel yönetimler ayrıca kamu kurumları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarıyla ortak eğitim ve farkındalık faaliyetleri düzenleyebilir. Yerel düzeyde oluşturulan iş birliği mekanizmaları, kadınların yaşadıkları bölgede ulaşabilecekleri hizmetlerin çeşitlenmesini sağlar.

9.3.7. Barolar ve Hukuk Meslek Kuruluşları

Barolar, kadınların hukuki hakları konusunda bilgilendirilmesi ve adli süreçlerde desteklenmesi bakımından önemli kurumlardır. Kadın hakları merkezleri ve adli yardım büroları aracılığıyla hukuki danışmanlık ve gerekli şartlarda avukat görevlendirilmesi hizmetleri sunulabilir.

Baroların üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlarıyla birlikte düzenleyeceği eğitimler, kadına yönelik şiddetle mücadelede hukuki farkındalığın artırılmasına katkıda bulunur. Ayrıca uygulamada karşılaşılan sorunların tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi bakımından da önemli bir paydaş konumundadırlar.

9.3.8. Üniversiteler ve Eğitim Kurumları

Üniversiteler, kadına yönelik şiddetle mücadelede bilimsel araştırma, eğitim, farkındalık ve toplumsal katkı faaliyetleriyle önemli bir rol üstlenebilir. Üniversitelerin kadın araştırmaları merkezleri, hukuk fakülteleri, psikoloji ve sosyal hizmet bölümleri bu alanda disiplinler arası çalışmalar gerçekleştirebilir.

Eğitim kurumlarında öğrencilerin insan hakları, eşitlik, şiddetin önlenmesi ve başvuru mekanizmaları hakkında bilgilendirilmesi, uzun vadeli toplumsal dönüşüm açısından önemlidir. Üniversiteler ve okullar, gerekli durumlarda öğrencileri yetkili sosyal hizmet ve koruma mekanizmalarına yönlendirebilir.

9.3.9. Sivil Toplum Kuruluşları ve Kadın Örgütleri

Sivil toplum kuruluşları ve kadın örgütleri, kadına yönelik şiddetle mücadelede toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesine ve kadınların destek mekanizmalarına ulaşmasına katkıda bulunur.

Bu kuruluşlar; danışmanlık, bilgilendirme, psikososyal destek, hukuki yönlendirme, eğitim, savunuculuk ve farkındalık çalışmaları yürütebilir. Bazı kuruluşlar kendi imkânları ve hukuki statüleri çerçevesinde barınma veya ayni ve maddi yardım hizmetleri de sunabilir.

Sivil toplum kuruluşlarının kamu kurumlarıyla iş birliği yapması, mağdurların ihtiyaçlarının daha kapsamlı biçimde karşılanmasına ve uygulamada karşılaşılan sorunların görünür hâle gelmesine yardımcı olur. Bununla birlikte sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri, yetkili kamu kurumlarının kanuni görevlerinin yerine geçmez.

9.3.10. İŞKUR ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları

Şiddet mağduru kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaları, şiddet ortamından ayrılabilmeleri ve yaşamlarını yeniden kurabilmeleri açısından büyük önem taşır.

Türkiye İş Kurumu (İŞKUR), kadınların istihdama katılmalarını destekleyen iş ve meslek danışmanlığı, mesleki eğitim ve istihdam hizmetleriyle bu süreçte katkı sağlayabilir. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları ise gerekli şartları taşıyan kadınların sosyal yardım ihtiyaçlarının değerlendirilmesinde rol oynayabilir.

Bu kurumların sosyal hizmet birimleri ve yerel yönetimlerle koordineli çalışması, mağdurun yalnızca kısa süreli yardımlarla değil, uzun vadeli ekonomik güçlenme imkânlarıyla da desteklenmesini sağlayabilir.

9.4. Kurumlar Arası İş Birliğinin Önemi ve Uygulanma Biçimi

Kadına yönelik şiddetle mücadelede kurumlar arası iş birliği, mağdurun ihtiyaçlarının tek yönlü değil, bütüncül biçimde değerlendirilmesini sağlar. Şiddet mağduru bir kadının aynı anda barınma, güvenlik, sağlık, hukuki destek, çocukların korunması ve ekonomik yardım gibi farklı ihtiyaçları bulunabilir. Bu ihtiyaçların her birinin farklı kurumların uzmanlık alanına girmesi, koordineli çalışmayı zorunlu kılmaktadır.

İş birliğinin etkili olabilmesi için öncelikle kurumların görev ve yetkilerinin açık biçimde belirlenmesi gerekir. Kolluk birimleri güvenlik ve acil müdahale görevlerini yerine getirirken sosyal hizmet kuruluşları psikososyal destek ve barınma hizmetlerini yürütmeli; adli makamlar soruşturma ve yargılama süreçlerini kanuna uygun biçimde gerçekleştirmelidir. Belediyeler, barolar, sağlık kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları da kendi görev alanları çerçevesinde sürece katkıda bulunmalıdır.

Bu iş birliği aşağıdaki yöntemlerle güçlendirilebilir:

  • Ortak eğitim faaliyetleri: Kolluk, sağlık, sosyal hizmet, adliye, belediye ve din görevlilerine yönelik kadına yönelik şiddet, mağdur hakları, başvuru mekanizmaları ve doğru yönlendirme konularında ortak eğitimler düzenlenebilir.
  • Yerel koordinasyon toplantıları: Valilik veya ilgili koordinasyon birimlerinin öncülüğünde kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, barolar ve sivil toplum kuruluşları bir araya gelerek yerel ihtiyaçları ve hizmetlerde karşılaşılan sorunları değerlendirebilir.
  • Yönlendirme mekanizmalarının geliştirilmesi: Şiddet mağdurunun başvurduğu kurum tarafından ihtiyacına uygun diğer kurumlara yönlendirilmesi ve bu yönlendirmenin takip edilmesi sağlanabilir.
  • Ortak farkındalık çalışmaları: Kamu kurumları, eğitim kuruluşları, dinî kurumlar ve sivil toplum kuruluşları şiddetin önlenmesi, kadınların hakları ve yardım mekanizmaları konusunda ortak bilgilendirme faaliyetleri yürütebilir.
  • Hizmetlere erişimin kolaylaştırılması: Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan, ekonomik imkânları sınırlı olan veya çeşitli nedenlerle kurumlara ulaşmakta güçlük çeken kadınların hizmetlere erişimi için yerel çözümler geliştirilebilir.
  • Gizlilik ve kişisel verilerin korunması: Kurumlar arasındaki bilgi paylaşımı, yalnızca gerekli olduğu ölçüde ve ilgili mevzuata uygun biçimde gerçekleştirilmelidir. Mağdurun adresi, iletişim bilgileri ve güvenliğini tehlikeye düşürebilecek diğer bilgiler yetkisiz kişilerle paylaşılmamalıdır.
  • İzleme ve değerlendirme: Sunulan hizmetlerin etkinliği, mağdurun ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığı ve yönlendirme sürecinde yaşanan aksaklıklar düzenli olarak değerlendirilebilir.

Kurumlar arası koordinasyonun önemi, kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin ulusal politika belgelerinde de vurgulanmaktadır.

9.5. Erkek Dinî Liderlerin Kurumlar Arası İş Birliğine Katkısı

Erkek dinî liderler, kadına yönelik şiddetle mücadelede kamu kurumları ile toplum arasında iletişim ve farkındalık köprüsü oluşturabilir. Toplumun farklı kesimleriyle düzenli iletişim kurabilmeleri, şiddetin önlenmesine yönelik mesajların geniş kitlelere ulaştırılması açısından önemli bir imkândır.

Bu kapsamda dinî liderler;

  • Kadına yönelik şiddetin hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamayacağı konusunda toplumsal farkındalık oluşturabilir.
  • Kadınların hukuki hakları ve başvuru yolları hakkında doğru ve güncel bilgilerin paylaşılmasına katkıda bulunabilir.
  • Müftülükler, ŞÖNİM’ler, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri, barolar ve ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla eğitim ve bilgilendirme çalışmaları gerçekleştirebilir.
  • Şiddet mağduru kadınları yetkili kurumlara yönlendirebilir ve acil tehlike hâlinde 112 Acil Çağrı Merkezi’ne başvurmalarını sağlayacak bilgilendirmelerde bulunabilir.
  • Erkeklerin şiddetin önlenmesindeki sorumluluğunu vurgulayan eğitim ve toplumsal farkındalık çalışmalarına katılabilir.
  • Şiddeti önleme, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları konularında ortak projelerin geliştirilmesine katkı sunabilir.

Dinî liderlerin bu süreçteki katkısı, adli veya idari yetkileri üstlenmek değil, mağdurun haklarını kullanmasını kolaylaştırmak ve toplumsal destek mekanizmalarını güçlendirmektir. Bu nedenle dinî liderlerin görev sınırlarını bilmesi, mağdurun mahremiyetine saygı göstermesi ve yetkili kurumlarla güvenli bir yönlendirme ilişkisi kurması önemlidir.

9.6. Genel Değerlendirme

Kadına yönelik şiddetle mücadelede idari ve adli başvuru yollarının etkili biçimde işletilmesi, mağdurun güvenliğinin sağlanması ve haklarının korunması bakımından temel öneme sahiptir. İdari başvuru mekanizmaları, mağdurun sosyal hizmetlere, barınma imkânlarına, psikolojik desteğe ve ekonomik yardımlara ulaşmasını kolaylaştırırken adli başvuru mekanizmaları hukuki korumanın sağlanmasına, suçların soruşturulmasına ve mağdurun yasal haklarının kullanılmasına imkân tanır.

Bu süreçlerin başarılı olabilmesi için kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin, adli makamların, sağlık kuruluşlarının, baroların, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve dinî kurumların koordineli biçimde çalışması gerekir. Kurumlar arası iş birliği, yalnızca şiddet gerçekleştikten sonra müdahale edilmesini değil, şiddetin önlenmesini ve mağdurun yeniden güçlenmesini de kapsamalıdır.

Sonuç olarak kadına yönelik şiddetle mücadele, yalnızca hukuki bir mesele değil; aynı zamanda sosyal, ekonomik, kültürel ve kurumsal boyutları bulunan ortak bir sorumluluktur. Erkek dinî liderlerin bu mücadeleye doğru bilgi, duyarlılık, güvenli yönlendirme ve kurumlar arası iş birliği yoluyla katkıda bulunması, şiddetin önlenmesi ve mağdurların adalete erişiminin güçlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.

KAYNAKÇA

  1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982.
  2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu.
  3. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu.
  4. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.
  5. 5393 sayılı Belediye Kanunu.
  6. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun.
  7. 6284 Sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği.
  8. Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, 1948.
  9. Birleşmiş Milletler, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), 1979.
  10. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 1950.
  11. Birleşmiş Milletler, Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge, 1993.
  12. Avrupa Konseyi, İstanbul Sözleşmesi, 2011.
  13. T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planları.
  14. T.C. Adalet Bakanlığı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Bilgilendirme Kaynakları.
  15. Birleşmiş Milletler CEDAW Komitesi, 19 ve 35 Sayılı Genel Tavsiye Kararları.

Elektronik Kaynaklar:

  • https://www.aile.gov.tr/ksgm/
  • https://www.tbmm.gov.tr/
  • https://www.mevzuat.gov.tr/

HAZIRLAYAN

Stj. Av. Beyza Ebrar KIYMET

Araştırmacı Sevda Taştan

Proje Koordinatörü Huriye Kaçmaz

Proje Asistanı Emine Kılıç

İlgili

Share

Previous

DEĞİŞİM İÇİN İNANÇ PROJESİ DİJİTAL BOYUT

Next

DEĞİŞİM İÇİN İNANÇ PROJESİ ETKİLİ İLETİŞİM BOYUTU

Recent Posts

  • Etkinlik, Haber
    5 Kasım 2026
  • Etkinlik, Haber
    5 Kasım 2026
  • DEĞİŞİM İÇİN İNANÇ PROJESİ ETKİLİ İLETİŞİM BOYUTU
    Etkinlik, Haber
    DEĞİŞİM İÇİN İNANÇ PROJESİ ETKİLİ İLETİŞİM BOYUTU
    5 Kasım 2026
  • DEĞİŞİM İÇİN İNANÇ PROJESİ HUKUKSAL BOYUT
    Etkinlik, Haber
    DEĞİŞİM İÇİN İNANÇ PROJESİ HUKUKSAL BOYUT
    5 Kasım 2026
  • DEĞİŞİM İÇİN İNANÇ PROJESİ DİJİTAL BOYUT
    Etkinlik, Haber
    DEĞİŞİM İÇİN İNANÇ PROJESİ DİJİTAL BOYUT
    5 Kasım 2026

Arşivler

  • Kasım 2026
  • Eylül 2026
  • Temmuz 2026
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Nisan 2025
  • Şubat 2025
  • Ekim 2024
  • Kasım 2023
  • Temmuz 2023
  • Mayıs 2023
  • Ekim 2022
  • Ağustos 2022
  • Temmuz 2022
  • Haziran 2022
  • Nisan 2022
  • Ekim 2021
  • Temmuz 2021
  • Haziran 2021
  • Mayıs 2021
  • Nisan 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Ekim 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020

You Might Also Like

Haber
Eki 14, 2020

LIFE BEYOND

2020-1-MT01-KA105-074126 Nolu proje Malta koordinatörlüğünde, Türkiye, Ukrayna, Kuzey İrlanda, İtalya ve Portekiz...

Read More
0 0
Haber
Nis 25, 2022

THE INVISIBLE FOREWOMEN PROJESİ ULUSLARARASI TOPLANTI

Read More
0 0

Leave a Comment Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyrights © 2020 TEKMED - Tokat Ekonomik Kalkınma ve Meslek Edindirme Derneği
Back top